Soğuk Savaş, 2. Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan küresel jeopolitik gerilimlerin zirvesiydi. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği'nin yükselişini ve Doğu Avrupa'daki komünist rejimlerin yayılmasını, kendi güvenliği ve ideolojik hegemonyası için ciddi bir tehdit olarak algıladı. Bu algı, ABD'nin ‘komünizm hayaleti’ne karşı sürekli bir alarma geçmesine ve ‘Soğuk Savaş’ olarak adlandırılan uzun ve karmaşık bir mücadeleye başlamasına zemin hazırladı. Bu dönemde, ABD, ideolojik ve askeri açıdan rakibini durdurmak amacıyla, kendi iç politikalarında da sert önlemler almaya başladı.
ABD, komünizm tehlikesine karşı toplumdaki her türlü muhalefeti bastırmak için ‘korku imparatorluğu’ adıyla bilinen bir sistem kurdu. Bu sistem, bireylerin düşüncelerini, inançlarını ve eylemlerini, hükümetin ideolojik çizgisinde tutmamaları halinde cezalandırma tehdidiyle kontrol altına almaya çalıştı. Albert Kahn’ın ‘Bin bir yolu vardır…’ ifadesi, bu sistemin temelini oluşturuyordu; halkın baskı altına alınması, sömürülmesi ve özgürlüklerinin elinden alınması için her türlü yöntem kullanıldı. Bu dönemde, toplumun farklı kesimleri, siyasi görüşleri veya meslekleri nedeniyle hedef gösterilerek, sorgulamaya, fişlemeye ve hatta işsizliğe kadar uzanan ciddi sonuçlarla karşı karşıya kaldılar.
‘McCarthyizm’ olarak bilinen bu karanlık dönem, Senatör Joseph McCarthy’nin liderliğinde, ABD’nin siyasi ve sosyal hayatını derinden etkiledi. McCarthy, komünistlere karşı büyük bir kampanya başlattı ve bu kampanya, genellikle kanıtlanmamış iddialara, korku yaratma taktiklerine ve siyasi kariyerlerini hedef alan insanlara yönelik baskılara dayanıyordu. ‘Cadı avı’ olarak adlandırılan bu süreçte, bilim insanları, yazarlar, gazeteciler, sinemacılar, sendikacılar ve hatta politikacılar, komünist oldukları şüphesiyle sorgulanmaya ve yargılanmaya başlandı. Binlerce kişi, sorgulama, fişleme ve hapis cezası gibi ciddi sonuçlarla karşı karşıya kaldı. Bu süreç, Amerikan toplumunda bir güvensizlik ve paranoya atmosferi yarattı, bireylerin birbirine olan güvenini zedeledi ve ifade özgürlüğünü kısıtladı.
<Bu trajik olayların en çarpıcı örneklerinden biri, Sacco ve Vanzetti gibi Hürriyet Yolu’nun yazarı Howard Fast ve İspanya İç Savaşı’na destek verenlerin tutuklanmasıdır. Bu tutuklamalar, üniversitelerde ve diğer eğitim kurumlarında da büyük kıyımlara yol açtı. Öğretim görevlileri, işten çıkarıldı, istifa etmeye zorlandı veya sindirildi. Sorgulanan kişilere, ‘sessiz kalmaları durumunda hapse girecekleri’ söylenerek itirafçılığa zorlandı. Sonuç olarak, binlerce kişi işinden oldu, hapse atıldı veya sürgün yaşamak zorunda kaldı. Toplum, komşusunu, arkadaşını veya meslektaşını ihbar ederek, kendi canını kurtarmaya çalıştı, ‘gizli tanıklık’ ve ‘yalancı tanıklık’ gibi araçlarla başkalarına zarar verdi. Bu, bireysel özgürlüklerin ve insan haklarının ihlal edildiği, karanlık ve unutulmaz bir dönemdi.