Narin Güran vakası, Türk hukuk sistemine yöneltilen en sert eleştirilerden birini temsil ediyor. Sanık Nevzat Bahtiyar’ın “suç delilleri yok etme” suçlamasıyla başlayan süreç, adeta bir karmaşa ve nefret denizine dönüşmüş durumda. İlk ifadelerinden itibaren yaşanan tutarsızlıklar, medyada çarpıtılmış sunumlar ve kamuoyunun öfkesi, davayı adil bir yargılama sürecinden çok, bir linç atmosferine dönüştürmüş. Aile bireylerinin birbirine karşı verdikleri çelişkili ifadeler, ‘şeytanlaştırma’ olarak nitelendirilen bir algı yaratmış ve davayı daha da karmaşık hale getirmiş,”}
“Yapılan itirazlar üzerine Yargıtay’ın kararı bozmasının ardından Bahtiyar’ın mahkeme süreci yeniden başladı. Ancak sanığın duruşmadaki ifadeleri, her seferinde değişen ve çelişen detaylarla dolu. Bu durum, davada adaletin yerleşmesine engel oluyor. Aile bireylerinin, özellikle ağabey Baran Güran’ın, sanığa olan inançsızlığını ifade etmesi, davadaki çelişkileri daha da belirginleştiriyor. Aile içi ifade tutarsızlıkları, sanığın suçlu olduğuna dair şüpheleri artırıyor ve bu da adaletin tecelli etmesini zorlaştırıyor.”}
“Davanın ilk günlerinden itibaren medyada yaşanan çarpıtılmış ve sansasyonel haberler, kamuoyunu yönlendirme çabası olarak değerlendiriliyor. Kürtçe röportajlar, “Kuran kursuna giden kız kayboldu” gibi popülizm ve manipülasyon unsurları, linç atmosferini körüklemiş. Medyanın rolü, davayı bir travma olarak yaşatan ve adaletin tecelli etmesini engelleyen önemli bir faktör haline gelmiş. Bu durum, gazetecilerin mesleki sorumluluklarını yerine getirirken, tarafsızlık ve hassasiyet ilkelerine dikkat etmeleri gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.”}
“Narin vakası, adalet sistemine yönelik ciddi şüpheler uyandırıyor. Mahkeme başkanının, anne, ağabey ve amcanın ‘ortak’ olarak cinayeti işlediği yönündeki kabulü, hukuki açıdan tartışılabilir bir durum. Bilimsel açıdan yetersiz değerlendirilen deliller, adaletin tecelli etmesini engelliyor. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bu davayla ilgili görüşleri, adaletin yerini bulup bulamayacağını merak konusu haline getiriyor. Türkiye, bu davayla birlikte, adaletin nasıl ve ne zaman tecelli edeceğini sorgulayan bir döneme giriyor.”}
“Türkiye, savaş gemileri ve mayınların arasında mahsur kalan gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan çıkamazken, serseri füzelerin Körfez’de hangi şehre düşeceği kestirilemezken İstanbul uluslararası dev bir organizasyona ev sahipliği yapıyor. PAB’ın (Parlamentolar Arası Birlik) 152. Genel Kurulu için 155 delegasyon kayıt yaptırdı. Aralarında 77 meclis başkanı ve 800 milletvekili var. Bu tablo, PAB’ın şimdiye kadar yaptığı toplantılardaki katılımın yüzde 35 daha fazlası. İstanbul, bu organizasyonla birlikte Türkiye’nin tanıtımına katkıda bulunurken, barışın sağlanması ve adaletin temin edilmesi gibi önemli konulara dikkat çekiyor.”}
“TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Genel Kurul’un temasının ‘Gelecek Nesiller İçin Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek’ olduğunu anlattı. Katılımın yüksek olmasını, türbülansların yaşandığı bir dönemde barışın sağlanması ve parlamenter diplomasinin aktif kullanılmasının talebinin arttığına bağladı. İstanbul’un başlı başına bir marka olduğunu vurgulayarak, bu organizasyonun Türkiye’nin tanıtılması bakımından etkili bir araç olacağını ifade etti.”}”