Masamın üzerinde, Cumhuriyet Bayram coşkusu arasında, bir raporun gölgesi uzanıyordu. Cumhurbaşkanı’nın umut vadeden sözleri, bir an için arka planda kalırken, Aksoy Araştırma’nın hazırladığı ‘Türkiye’nin Duygusal Kabileleri’ raporu, toplumun derinliklerine iniyordu. Bu rapor, sadece demografik verilerle değil, bireylerin iç dünyasındaki duygusal tonlarla analiz ediliyordu.
Rapor, 1067 katılımcı ile gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarını sunuyor. Ancak bu veriler, Türkiye’nin içinden geçen bir yorgunluğun, umutsuzluğun ve hayal kırıklığının resmiyetteki temsiliydi. Araştırmaya göre, yaşam memnuniyeti ortalaması sadece 3.5 üzerinden 10 puandı. Bu, katılımcıların neredeyse yarısının (49%) hayatından memnun olmadığını gösteriyordu. Yüzde 27’lik bir kesim ise hayatından hiç memnun değildi. Bu durum, toplumda hissedilen derin bir tatminsizliğin işaretçisiydi.
Raporun en çarpıcı bulgularından biri, bireylerin sık sık yorgun ve tükenmiş hissetmeleriydi. Yüzde 71’lik bir kesim, bu durumu sürekli olarak yaşarken, sadece yüzde 18’lik bir kısım huzur, umut ve neşeyi sıklıkla deneyimliyordu. Ülkenin genel ruh hali, belirsizlik ve stresle doluydu. Ayrıca, yüzde 56’lık bir kesim, Türkiye’nin bir yıl sonra daha kötü olacağını öngörüyordu. Bu, geleceğe dair derin bir endişenin ve umutsuzluğun yansımasıydı. İnsanların yüzde 88’i, işlerin tanıdıkla ve torpille yürüdüğüne inanıyordu. Bu durum, adalet ve eşitlik algısının zedelenmesine neden oluyordu. Güven, yalnızca yüzde 5’lik bir kesim için geçerli iken, aile ve akraba ilişkileri, bireylerin en büyük güvence kaynağı olarak görülüyordu.
Rapor, Türkiye’nin artık sadece gelir gruplarına veya sınıflara göre değil, taşıdığı duygusal yükün ağırlığına göre ‘kabilelere’ ayrıldığına dikkat çekiyor. Bazı kabileler, kendi sorunlarıyla baş başa kalırken, bazıları ise umutla tutunmaya çalışıyordu. Katılımcıların sadece yüzde 32’si kendini bu topluma ait hissediyor, yüzde 45’i ise ülkenin bir ferdi olmaktan gurur duyuyordu. Ancak acı bir gerçek, yüzde 56’lık bir kesimin, “Yurtdışında yaşamak isterdim” demesiydi. Bu durum, Türkiye’den memnuniyetsizliğin ve geleceğe dair umutsuzluğun en çarpıcı göstergesiydi. Rapor, katılımcıların hayatlarında en çok huzurun artmasını istediğini (yüzde 32) ve para/refah, adalet, huzur gibi temel ihtiyaçların önceliklendirilmesini talep ediyor.