Muğla’nın siyasi arenasına adını çizen bir isim, Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı (TÜLOV) aracılığıyla dikkatleri üzerine çekti. Vakfın, parti içindeki ‘derin CHP’ unsurlarından biri olarak kabul edilmesi, iddiaların sadece bir vakıf üzerinden değil, daha geniş bir siyasi ve mali ağına işaret ediyor. Vakfın yönetimi ve bizzat bu yönetimin öne çıkan ismi Tansu Özcan, karmaşık bir yol haritası çizerek Muğla’da önemli bir konuma ulaştı.

Tansu Özcan’ın hikayesi, 2020 yılında İzmir TÜLOV’daki yönetici asistanı görevinden başlayıp, hızla yükselişiyle dikkat çekiyor. Bodrum Belediyesi’nde maaşlı personel olarak görev yaparken, aylarca belediye imkanlarını kullanarak çalışması ve ardından TÜLOV’daki müdürlük görevine terfi etmesi, şüpheleri artırıyor. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yakın arkadaşı Ahmet Aras’ın etkisiyle Özcan’ın kariyeri hız kazandı. İlk olarak başkan danışmanlığına atandı, ardından büyükşehir belediyesine özel kalem olarak görevlendirildi ve son olarak Muğla Planlama Ajansı (MUPA) Başkanlığı’na getirildi.

MUPA’nın sermayesi, 2020’nin başından itibaren 132 milyon liraya yükseldi, ancak aynı dönemde 44 milyon lira zarar oluştu. Bu durum, vakfın faaliyetlerinin nasıl finanse edildiği ve ne gibi mali kayıplara yol açtığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Vakfın, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökçe ve eski SODEV Başkanı Ertan Aksoy ile üst düzey ilişkileri, mali operasyonların sadece bir vakıf üzerinden sınırlı kalmadığını gösteriyor. Aksoy Araştırma’ya doğrudan teminlerle yapılan ihaleler ve Özcan’ın SODEV’in dış ilişkiler sorumlusu olarak görev yapması, karmaşık bir çıkar çatışması ağı oluşturuyor.

Bu durum, sadece TÜLOV’un faaliyetleriyle sınırlı kalmıyor. Vakfın 2023 yerel seçimleri öncesindeki şüpheli bağış trafiği, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün resmi teftiş raporuna yansımıştı. Vakfın gelirinin 2020’de 99 bin lira olduğu dönemde 2023’te 37.4 milyona yükselmesi, ciddi bir artış gösteriyor. Ayrıca, Ahmet Aras’ın Bodrum belediye başkanıken vakfa mevzuata aykırı olarak yer tahsis etmesi ve vakfın binayı uzun yıllardır boş bırakması da önemli bir sorun teşkil ediyor. Bu gelişmeler, Muğla’da yaşananları sadece bir vakıf sorunu olarak değil, daha geniş bir siyasi ve mali skandalın parçası olarak değerlendirilmesini gerektiriyor.