29 Ekim 1923’ün akşamında, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu, sadece meşhur bir anayasa ile sınırlı kalmadı; aynı zamanda çocukların hayret ve sevinç dolu gözleriyle de yaşandı. Meclis’in kürsüsünde, milletvekillerinin “Yaşasın Cumhuriyet!” diye yükselen sesleri, Ankara Kalesi’ndeki 101 pare top atışlarıyla birleşerek, yeni bir ulusun ilk adımlarını duyurdu. Tarihçi Enver Behnan Şapolyo, o gün Ankaralı esnafın dükkanlarına asılan bayrakları ve halkın, Meclis önünde bir araya gelerek kutlama yaparkenki görüntülerini anlatır. Çocuklara bayramlık giydirilip, ellerine Türk bayrakları verildiği bu atmosfer, Cumhuriyet’in ilk tanıklıklarını oluşturdu.

Bu özel anları, o dönemin çocuklarından Ceyhun (Atuf Kansu) ve Orhan (Karaveli) gibi isimler, kendi ağızlarıyla aktarıyor. Ceyhun, Ankara Kalesi’ndeki top seslerini ve “Ne oluyor ne bitiyor” diye sorduğu soruları hatırlarken, o geceki coşkuyu ve şenliği vurguluyor. Orhan ise, evlerinin avlusunda ateş ederek kutlama yapan İclal Hanım’ın eşi Mazhar Müfit Bey’in ailesini anlatıyor. Bu, Cumhuriyet’in sadece bir devlet anlayışının değil, aynı zamanda halkın ortak bir kutlama aracı olduğunun da bir göstergesiydi.

Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümü, özel bir hazırlıkla kutlanıyordu. Ziraat Bankası’ndan İş Bankası’na kadar uzanan Ankara’daki yapıların süslenmesi, Sovyet General Voroşilov gibi yabancı konukların davet edilmesi, Hipodrom’da devlet erkânının ve yabancı temsilcilerinin hazır bulunduğu tribünler, bu dönümün önemini ve heybetini yansıtıyordu. Devlet erkânının ve yabancı temsilcilerinin hazır bulunduğu Hipodrom’da, Sovyet rejisör Sergey Yutkeviç, “Türkiye’nin Kalbi Ankara” adını taşıyan bir belgesel çekerek bu tarihi anları geleceğe aktarmış, dört yaşındaki Orhan (Karaveli) ise bu kutlamaları kaleme alan belki de tek çocuktu.

Orhan’ın anlattığına göre, ana caddelere tak-ı zaferler dikilmiş, her yer bayraklarla süslenmişti. Evlerin ışıklarla donatılması beklentisi, halkın coşkusunu daha da artırmıştı. Babasının elektrikçi olması, evlerinin istasyonuna bakan duvarını renkli ampullerle süsletmesi, komşularının da aynı şekilde evlerini donatması, bu dönemin getirdiği heyecanı ve yenilikçiliği gösteriyordu. Ayrıca, Atatürk’ün önünden geçerek onu sevgiyle selamlayan halkın, onu sevgiyle, minnettarlıkla selamlaması da önemli bir ritüel haline gelmişti. Atatürk’ün, 10. Yıl Nutku’nu okurken, halkın kalbine işleyen sözleri, o dönemin en önemli anıtlarından biriydi: “Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir”...