Kocaeli’nin İzmit ilçesinde, tarihin karanlık bir sayfası yeniden gün yüzüne çıkarıldı. 2007 yılının Mayıs ayında, Yahyakaptan Mahallesi’nde çöplüğün kenarında bulunan bebek cesedi, 18 yıl boyunca çözülememiş bir sır olarak kalmıştı. Şimdi, Emine Nilay Özkan adlı bir kadın, o çocuğun annesi olduğu kanıtlanarak, bu uzun süren sessizliğin ardından adalet arayışına girdi. Sanığın hakim önünde yaptığı çarpık ifadeler ve olayla ilgili tanıkların verdikleri ifadeler, bu travmatik olayın ardındaki karmaşıklığı daha da belirginleştirdi.
Mahkeme salonunda, 41 yaşındaki Emine Nilay Özkan, ‘altsoydan birine, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme’ suçlamıyla yargılanıyordu. Sanığın savunmasında, olay anını net hatırlamadığını, psikolojik zorluklar yaşadığını ve alkolün etkisi altında olduğunu iddia etti. Olay günü şiddetli bir ağrı yaşamış, kanamanın farkına varmış ve bebeğin nefes almadığını düşünerek panikle kutuya koyup çöpe attığını savundu. Ancak, sanığın bu anlatımı, otopsi raporunda bebeğin boğularak öldüğü bilgisiyle çelişiyordu. Sanığın, bebeği kucağına aldığı ve korkuyla kaçtığı iddiası, yargılamanın merkezine yerleşti.
Olayın karmaşıklığına katkıda bulunan önemli bir unsur ise, tanıkların ifadeleriydi. O dönemde olaydan etkilenen komşu C.T., sanığın hamile görünmediğini, karnında şişlik olmadığını ve kilosunu koruduğunu hatırladı. Sanığın halası E.Ö., de yeğeninin mide bulantısı yaşamadığını ve fiziksel olarak herhangi bir değişimin olmadığını ifade etti. Bu tanık ifadeleri, sanığın anlatısını daha da şüpheli hale getirmiş ve olayın gerçek doğasına dair soruları artırmıştı. Mahkeme heyeti, eksik hususların giderilmesi ve tanıkların daha detaylı ifadelerinin alınması için duruşmayı erteledi.
<Bu trajik olay, aile içi dinamiklerin, psikolojik sorunların ve ihmalin tehlikeli bir kombinasyonunun sonucunda ortaya çıkmıştı. Emine Nilay Özkan’ın savunması, bir anne olarak yaşadığı çaresizliği ve vicdan azabını yansıtıyor olsa da, kanıtlar ve tanık ifadeleri, sanığın suçu örtbas etmeye çalıştığını gösteriyordu. Bu dava, sadece bir cinayet davası değil, aynı zamanda toplumun hassasiyetini ve insan hayatına saygıyı sorgulayan bir adalet arayışıdır.