Zeminlerin derinliklerinden yükselen bir fısıltı! Anadolu’nun bereketli topraklarında, nesilden nesile aktarılan geleneklerin ve bilginin özünü temsil eden kadın çiftçiler, bugün hayatta kalma mücadelesi veriyor. Birleşmiş Milletler’in 2026’daki ‘Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’ ilanına rağmen, bu değerli kadınların sesi hala yeterince duyulmuyor. Geleneksel yöntemlerle, toprağın ve tohumun sırlarını çözen, sofralarımıza uzanan lezzetin kaynağı olan bu kadınlar, modern dünyanın getirdiği zorluklarla boğuşuyor,”

Ebru Oğuzhan Yeter’in liderliğindeki Fethiye Yerel Tohumlar Derneği, bu sessiz çığlığa kulak misafiri oluyor. Yeter, “Salonlar şatafatlı, kürsülerde yüzeysel sözler uçuşurken, tarlada, sabaha kadar ter döken Elif Abla’nın, Fatma Teyze’nin derdini çözmek mümkün değil. Bu kadınlar, kendi emeğinin karşılığını alamadan, toprağın koynunda, hayatta kalma mücadelesi veriyor. Onların çeyiz sandıkları, altın bilezikler yerine, yeryüzünün en değerli hazinelerini barındırıyor: Yerel tohumlar. Çünkü kadın bilir ki, tohum hayatın kendisidir, tarım ise bağımsızlığın anahtarıdır,” diye vurguluyor.

Ancak gerçek şu ki, günümüzde kadın çiftçi, tohumu ekecek güce sahip değil. Mazot, gübre, ilaç fiyatlarındaki artış, iş gücü eksikliği, düşük ücretler… Kadın, sabahın ilk ışıklarıyla tarlaya koşuyor, gece yarısına kadar terini dökmekten vazgeçmiyor. Ancak bu çaba, sadece ‘aile içi ücretsiz işgücü’ olarak kayıtlara geçiyor. Sosyal güvencesi, emeklilik hayali, hatta cebinde kendine ait bir harcı bile yok. Bu durum, kadın çiftçinin umudunu kırmaya yetmiyor. Yeter, “Tarladaki o kadının, toprağa güvenle sarılmasını sağlamalıyız. Yeni tarım yöntemlerini, onun ritmine göre sunmalı, aksi takdirde toprağa düşen tohumdan nasıl bereket bekleyebiliriz?” diye soruyor.

Kadınlar, binbir emekle, göz nuruyla üretiyor, ancak hasat zamanı geldiğinde malını, fırsatçı aracılara kaptırıyor. İnternet satışına sermayesi yok, arkasında kimse yok. Kadın kooperatifleri kâğıt üzerinde kalıyor, başarı hikayeleri raporlarda okunuyor. Bu yapılar, kadın çiftçinin cebine para koyan, onu kimseye muhtaç etmeyen güçlü kalelere dönüşmeli. Kadın çiftçinin nasırlı eli, döktüğü alın teri hak ettiği değeri bulana kadar, bu topraklarda gerçek bir kalkınma ve sofradaki bereketten bahsedemeyiz. Çünkü kadın emektir, kadın üretendir, kadın anadır. Önümüzdeki yıl, bu sessiz çığlığın duyulup duyulmadığına karar verecek. Kim bilir kaç kadın daha ümidini kesecek, toprağından kopup şehirlere göçecek ve ardında boynu bükük tarlalar bırakacak?”