Zonguldak'ın kırsal kesimlerinde, madencilik faaliyetleri her zaman bir risk unsuru olmuştur. Son olarak Kilimli ilçesindeki özel bir maden ocağında meydana gelen patlama, bu tehlikeli meslekte hayatın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Olayın ardından, Zonguldak’ta kaçak işletilen bir maden ocağında yaşanan göçük ve Soma, Ankara Beypazarı gibi diğer kentlerdeki can kayıpları, Türkiye’nin madencilik sektöründeki iş güvenliği konusundaki kronik sorununu gözler önüne serdi.
Meclis’in bu trajik olaylara karşı aldığı önlemler, 16 yıl boyunca devam eden bir dizi araştırma komisyonu kurulmasıyla şekillenmiştir. 2010 yılında kurulan ilk komisyon, Türkiye’deki iş sağlığı ve güvenliği sorunlarının temel nedenlerini incelemek üzere görevlendirilmişti. Komisyon raporunda, işsizlik, sosyoekonomik gelişim ve eğitim seviyesi gibi faktörlerin iş kazalarına etkisi vurgulanmıştı. Rapor, iş güvenliği kültürünün oluşturulması, iş güvenliği uzmanı yetiştirilmesi ve teftişlerin önleyici yaklaşıma geçirilmesi gibi önemli öneriler sunmuştu. Ancak bu önerilere rağmen, sektörde iş kazaları zinciri koparmaya devam etmiştir.
Soma’da 2014 yılında yaşanan 301 madenci ölümleri, bu komisyonların başarısızlığının en acı örneğidir. Olayın ardından Meclis, bir araştırma komisyonu kurarak sorumluların tespit edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla harekete geçmiştir. Ancak Soma’dan sonra da benzer facialar yaşanmış ve Meclis, iki kez daha komisyon kurmak zorunda kalmıştır. 2022’de Amasra’da ve 2024’te İliç’te meydana gelen maden kazaları, iş güvenliğinin hala sağlanamadığı gerçeğini bir kez daha kanıtlamıştır.
Son olarak kurulan İliç Komisyonu’nun raporu, muhalefet tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Rapor, işçi sağlığını ve güvenliğini koruma amacını yitiren, sermayeye kâr alanları açan bir sektör haline getirilmiş olan madencilik sektörüne yönelik eleştirilerle dolu bulunmuştur. Rapor, Soma, Ermenek, Hendek ve İliç gibi katliam niteliğindeki iş cinayetlerinin, AKP hükümetinin politikalarının doğrudan sonucu olduğu ve işçinin değil, sermayenin korunmasının öncelikli olduğu savunulmuştur. Bu eleştiriler, Türkiye’nin madencilik sektöründeki iş güvenliği sorunlarının sadece teknik çözümlerle değil, aynı zamanda politik ve ekonomik reformlarla da çözümlenebileceğine dair umutları pekiştirmektedir.”}çıkış