Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, estetik ve güzellik kavramlarını farklı bir perspektifle ele alarak, popüler kültürde yer alan ünlü isimler hakkında kendine özgü yorumlarını paylaştı. Monroe’nun ikonu haline getirdiği, her dönemde olduğu kadar günümüzde de tartışma konusu olan güzelliğine dair kendi değerlendirmesini sunarken, Tuba Büyüküstün’ün fiziksel yapısını ise farklı bir bakış açısıyla ele aldı. Üşümezsoy, bu değerlendirmelerde, güzelliğin sadece dış görünüşten ibaret olmadığını, aynı zamanda içsel özelliklerle de bir bütünlük halinde olmasının önemine vurgu yaptı.

Üşümezsoy’un yaklaşımı, kadın güzelliğine dair alışılmadık bir tespitte yer buldu: ‘Kadın ne kadar maskülen bir yapıya sahip olursa, o kadar çekici olur’ şeklindeki ifadesi, geleneksel güzellik algısına meydan okuyan bir bakış açısını ortaya koydu. Bu görüş, güzelliğin sadece belirli fiziksel özelliklerle sınırlı olmadığını, farklı oranlar ve özelliklerin de estetik bir bütünlük oluşturabileceğini düşündürüyor. Ünlü oyuncuların fiziksel yapıları hakkında yaptığı değerlendirmeler, estetik anlayışımıza yeni bir boyut kazandırıyor.

Erkek oyuncular arasındaki değerlendirmelerde de benzer bir tutum sergileyen Üşümezsoy, Brad Pitt’in kendine özgü özelliklerini beğenmediğini, Kıvanç Tatlıtuğ’un ise kendisine yeterli etki yaratmadığını belirtti. Ancak, Türk sinemasının efsanevi ismi Cüneyt Arkın’a karşı farklı bir saygı ve hayranlık besledi. Arkın’ın fiziksel oranlarını, Hollywood’da bile nadir rastlanabilecek seviyede değerlendirerek, onun sinema tarihine olan katkısını vurguladı. Üşümezsoy’un bu karşıtlıklar içeren değerlendirmeleri, güzellik algısının kişisel tercihlere ve kültürel farklılıklara ne kadar açık olduğunu gösteriyor.

Üşümezsoy’un, Ava Gardner ve Bo Derek gibi isimleri beğenirken, Rock Hudson’ın fiziksel özelliklerini takdir ettiğini belirtmesi, güzellik algısının geniş bir yelpazede değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Bu çeşitlilik, estetik anlayışının öznel olduğunu ve farklı kültürlerden ve dönemlerden gelen insanların güzellik algılarının farklı olabileceğini gösteriyor. Üşümezsoy’un bu yorumları, güzellik kavramının dinamik ve sürekli değişen bir yapıya sahip olduğunu vurguluyor. Bu görüşler, sinema eleştirmeninin estetik anlayışını ve güzellik kavramına dair kendi yorumunu ortaya koyarken, okuyuculara da farklı bir bakış açısı sunuyor.