Türkiye, uluslararası arenada önemli bir sorumluluğu üstlenmek üzere bir sonraki COP konferansı için kapılarını açarken, kendi topraklarında karşı karşıya olduğu acil durumlar nedeniyle büyük bir gerilim yaşıyor. Özellikle İstanbul gibi metropollerde yaşanan şiddetli yağışlar ve sonuçları, iklim değişikliğinin sadece küresel bir tehdit olmadığını, aynı zamanda ülkenin altyapısının ve yaşam biçimlerinin kırılganlığını da gözler önüne seriyor. Bu durum, gelecekte daha ağır felaketlerin habercisi olarak değerlendiriliyor.
AXA Climate ve AXA Türkiye tarafından hazırlanan kapsamlı “Türkiye İklim Raporu 2026”, bu risklerin boyutunu ve potansiyel sonuçlarını detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Rapor, su kaynaklarının tükenmesi, aşırı sıcakların etkileri, orman yangınları ve sel baskınları gibi iklimsel değişikliklerin, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik yapısını derinden sarsabileceğini vurguluyor. Özellikle bu risklerin birbirleriyle bağlantılı bir şekilde ilerlemesi, şehirlerin ve kırsal bölgelerin dayanıklılığını ciddi şekilde test edecek, tedarik zincirlerinde aksamalar ve yerel ekonomilerde çöküşlere yol açabilecek.
Raporun bulgularına göre, Türkiye’nin birçok bölgesi, özellikle de su kaynaklarının azlığı ve çarpık kentleşmenin hakim olduğu alanlarda, yüksek risk altında bulunuyor. 2050 yılına kadar, 4.5 milyon insanın sele yatkın bölgelerde yaşamaya devam etmesi beklenirken, 14 milyon kişi ise heyelan riskine maruz kalacak. Bu durum, ülkenin altyapı yatırımlarının ve risk yönetim stratejilerinin acilen gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Bilimsel verilere dayalı, bütüncül bir yaklaşım benimsenmesi, sadece bireysel güvenliği değil, aynı zamanda toplumsal refahı da sağlamak için kritik önem taşıyor.
AXA Türkiye Üst Yöneticisi Yavuz Ölken, “İklim değişikliği artık sadece geleceğin bir senaryosu değil, bugün ekonomik, sosyal ve sigortacılık açısından doğrudan etkileri hissedilen bir risk alanı” diyerek, bu durumun sigortacılık sektörünü de dönüştüreceğini vurguladı. Bu yaklaşım, Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı daha dirençli bir toplum inşa etme yolunda atılması gereken ilk adım olarak değerlendirilebilir. Raporun önerileri doğrultusunda, acil ve sürdürülebilir çözümler üretmek, hem günümüzün ihtiyaçlarını karşılamak hem de gelecek nesiller için güvenli bir yaşam ortamı sağlamak adına hayati önem taşıyor.”}்களை içeriyor. Bu rapor, sadece politika yapıcılar değil, aynı zamanda toplumun tüm kesimlerini iklim değişikliğinin potansiyel etkileri konusunda bilinçlendirmeyi hedefliyor.