Avrupa otomotiv endüstrisi, küresel rekabetin artması ve özellikle Çinli üreticilerin yükselişi karşısında dönüşüm aşamasında. Bu dönüşüm sürecinde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un önderliğindeki Avrupa Birliği, kendi otomotiv sektörünü güçlendirmek ve teknolojik bağımsızlığını artırmak için yeni stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Macron’un vurguladığı temel prensipler arasında, Avrupa’nın kendi imalathanelerinde üretilen ürünlere öncelik vermesi, elektrikli araç teknolojilerindeki boşluğu kapatması ve sürdürülebilirliğe yönelik yenilikçi çözümler üretmesi yer alıyor. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği ve Almanya, ortak bir otomotiv yaklaşımı üzerinde anlaşıyor ve ‘Made in EU’ kavramını yeniden tanımlamaya çalışıyor.

Bu yeni yaklaşımın en dikkat çekici yönlerinden biri, 1 Ocak 2020’den itibaren AB iç pazarının parçası olan diğer Avrupa ortaklarının da ‘Made in EU’ kapsamına dahil edilmesinin öngörülmesi. Bu durum, Brexit sonrasında Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere’nin, belirli koşulları sağlaması halinde bu kapsamın içine girmesi anlamına geliyor. Bu kapsama dahil olan ülkeler, AB’nin ticaret politikalarına ve yatırımlara ilişkin kurallarına uymak zorunda olacak. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin, üçüncü ülkelerden gelen otomotiv yatırımlarını da değerlendirme sürecine dahil etmesi bekleniyor. Bu durum, özellikle Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik ticaret politikalarının yeniden şekillenmesine zemin hazırlıyor. Türkiye’nin bu yeni düzenlemelerdeki konumu ise henüz netleşmemiş olup, dikkatli bir şekilde izleniyor.

Türkiye’nin otomotiv sektöründeki mevcut durumu, Avrupa Birliği ile uzun yıllara dayanan Gümrük Birliği ilişkisiyle birlikte karmaşık bir tablo oluşturuyor. Türkiye, Renault, Hyundai, Toyota ve Tofaş gibi büyük otomotiv üreticilerinin üretim tesislerine ev sahipliği yaparken, Mercedes-Benz ve Otokar gibi otobüs üreticileri de Avrupa pazarına yönelik üretim faaliyetleri yürütüyor. Ancak, ‘Made in EU’ kapsamına ilişkin resmi bir açıklama yapılmamış olması, sektörde belirsizlik yaratıyor. ‘Sanayi Hızlandırma Yasası’ gibi düzenlemeler, Türkiye’nin Avrupa Birliği standartlarına uyum sağlama çabalarını destekliyor. Dacia CEO’su Katrin Adt’nin, Türkiye’deki üretim potansiyelini değerlendirmesi ve Striker modelinin Türkiye’de üretilmesini önermesi, Avrupa otomotiv endüstrisinin Türkiye’ye duyduğu güveni gösteriyor.

Katrin Adt, Striker modelinin Türkiye lansmanının yakın zamanda gerçekleştirileceğini ve başlangıçta verimli bir hibrit motor seçeneğine odaklanılacağını belirtti. Elektrikli versiyon için ise kesin bir plan olmadığını ifade etti. Ancak, Dacia’nın Türkiye’de yeni bir model üretmeyi planlaması, Avrupa otomotiv sanayisinin Türkiye’deki üretim altyapısına duyduğu güveni gösteriyor. Adt’nin, Türkiye’nin ‘Made in EU’ kapsamındaki ülkeler arasında yer alması gerektiğini savunması, bu güvenin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ticaret ilişkilerini daha da geliştirmesi ve otomotiv sektöründe daha fazla rekabet avantajı elde etmesi için yeni fırsatlar sunabilir.