1918 yılının Ocak ayında, İstanbul'un kalbi Tahtakale'de bir trajedi yaşandı. Savaşın gölgesinde, ticaretin uğruna dimdik ayakta kalan bir iş adamı, bir gece hayatının karanlık sularına kapılmıştı. Eminönü'ndeki bu canlı semtte, Aris adında bir sabuncu dükkanının gece bekçisi Kiyos, ölümle burun buruna gelmişti. Cinayet, şehrin alışveriş ritmini bozan, acı bir sismeydi.
Kiyos, dükkanında beklerken, bir saldırganın ani ve acımasız bir şekilde bıçaklayarak hayatına son vermesine tanık olmuştu. Olay, sabah erken saatlerde çalışanlar tarafından keşfedildi ve ilk anda herkes şoke oldu. Çevredeki esnafın tepkileri, bir felaketin habercisi gibiydi. Ancak bu olay, İstanbul polisi için sadece bir cinayet değil, aynı zamanda yeni bir yöntem arayışının başlangıcı olacaktı. Görgü tanığı bulunmayan bu karmaşık olayın çözümü, bilimsel bir yaklaşım gerektiriyordu.
O dönemde Osmanlı polisi, suç aydınlatma çalışmalarında geleneksel yöntemlere sıkışıp kalmıştı. Ancak Tahtakale Cinayeti, polise modern bir bakış açısı sunmuştu. Polis, olay yerinde bulunan delilleri dikkatle incelemeye başladı. Ancak en önemli bulgu, olay yerinde bulunan gaz lambasının üzerinde bulunan parmak izleriydi. Bu izler, şüpheliyi tespit etmenin kapısını aralayacaktı. O dönemde Osmanlı polisi, parmak izi inceleme tekniğini henüz tam olarak benimlemiş değildi, ancak bu olay, bu yöntemin önemini göstermişti.
Yusuf Cemil Bey, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti İstihbarat Müdür Muavinliği görevinden, Daktiloskopi Şube Reisliği'ne atanmıştı. Yusuf Cemil Bey, o dönemde Osmanlı polisi için parmak izi inceleme konusunda uzmanlaşmış bir isimdi. Gaz lambasının parmak izlerini inceleyen Bey, bu izleri belirginleştirmek için dönemin kriminal inceleme yöntemlerini kullandı. Üç parmak izi tespit edildi ve bu izler, cinayetin aydınlatılmasında kritik bir rol oynamıştı. Bu, Türk kriminal tarihinin ilk parmak iziyle çözülen cinayetiydi ve polise bilimsel yöntemlerin gücünü göstermişti.