Mekke Anlaşması’nın yeniden canlanması, son zamanlarda bölgede yaşanan karmaşık olayların bir sonucu olarak ortaya çıktı. İsrail’in Gazze’deki vahşi saldırıları ve Levant’taki işgal politikalarının tırmanması, Trump döneminde ABD’nin bölgeden çekilme kararıyla birlikte bu anlaşmanın temellerini oluşturdu. Ağustos 2026’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mekke’ye giderek bu ittifakı imzalamasıyla ise, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında stratejik bir ortaklık kuruldu. Bölgede oluşan güvenlik açığı, kimin bu boşluğu dolduracağını belirleme yarışına dönüştü.
Türkiye’de ise bu ittifakın ortaya çıkışıyla birlikte farklı muhalefet sesleri yükseldi. Özgür Özel’in Yeni Partisi’nden Yeniden Refah’a, Ümit Özdağ’ın ‘ılımlı İslamcı’ söylemlerine kadar uzanan geniş bir yelpaze, bu anlaşmayı eleştirdi. Mezhepçiliği savunan Namık Tan gibi isimler de benzer argümanlarla bu durumu değerlendirdi. Bazı çevreler ise, Azerbaycan örneğinde olduğu gibi, sosyal medyada popülizm yaparak, tribünlere hitap ederek ve sonrasında muhalefet rolünü üstlenerek bu süreci anlamaya çalışıyor. Ancak bu yaklaşımın, karmaşık geopolitik gerçekleri görmezden gelmesi ve sorunun özüne inmemesi dikkat çekici.
Suudi Arabistan’ın, ‘ölü doğan’ İbrahim Anlaşmaları’na geri dönmesi, Körfez ve Kızıldeniz’deki güvenlik risklerinin artmasıyla şekilleniyor. Körfez’in ardından Kızıldeniz’in de İran’ın etkisiyle kapatılması, Suudi Arabistan’ın temel gelir kaynağı olan enerji ihracatını durma noktasına getirdi. Şehirlerin, havalimanlarının ve enerji tesislerinin Husiler tarafından hedef alınması, Riyad’ın acilen dış desteğe ihtiyaç duyduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bu noktada, Ankara’nın Riyad’a savunma altyapısı desteği sağlaması, İsrail’in önünü açmaktan başka bir işlevi görmüyor. İsrail basını, Türkiye’nin Mekke İttifakı’yla bölgenin savunma mimarisini şekillendirmeye çalıştığını ve nüfuz alanını genişlettiğini vurguluyor. Bu durum, İsrail hükümetini proaktif adımlar atmaya yönlendiriyor. Örneğin, Haaretz gazetesi Netanyahu’nun Husilere karşı mücadelede yardım teklif ettiğini yazdı ve Muhammed Bin Selman’ın bu teklife nasıl bir yanıt vereceğini merak ediyordu.
<Türkiye’nin Suudi Arabistan’a hava savunma sistemleri, radar ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda destek vermemesi durumunda, Riyad’ın bu açığı kapatmak için başka seçeneklere yöneleceği açık. ‘Siyonizm karşıtı’ argümanlarla Türkiye’nin sahada olmamasını isteyenlerin, denize düşen Suud’ları yılana sarılmaya zorladıkları görülüyor. Türkiye’de ve Pakistan’da Mekke İttifakı’na karşı kamuoyu oluşturmaya yönelik girişimler, seçimler öncesi Netanyahu’nun moralini yükseltiyor. Bu durum, bölgedeki güvenlik ve enerji politikalarını yeniden şekillendirecek potansiyele sahip olan bu ittifakın, gelecekteki dinamikleri nasıl etkileyeceğini merak konusu haline getiriyor.”}