Muğla’nın Milas ilçesinde, enerji üretimi amacıyla başlatılan projeler, yerel halkın yaşam alanlarına doğrudan zarar verme potansiyeli taşıması nedeniyle büyük bir tepkiye neden oldu. IC İçtaş Enerji ve Limak tarafından hayata geçirilen Yeniköy-Kemerköy termik santrallarına kömür tedariki için alınan aciliyet kararı, Danıştay 6. Dairesi’nin son sözüyle hukuki bir dönüm noktasını oluşturdu. Ancak bu karar, köylülerin yıllardır savunduğu hak taleplerini görmezden gelerek, bölgedeki hassas ekosistem ve kültürel değerlere yönelik endişeleri gidermedi.

9 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararına karşı açılan davada Danıştay, daha önce durdurduğu işlemi bu kez hukuka uygun buldu ve köylülerin itirazlarını reddetti. Bu durum, Akbelen Ormanı’nın eteklerinde bulunan altı köyde yaşayanların yaşamlarını tehdit eden bir sürecin hukuki olarak meşrulaştırılması anlamına geliyor. Köy halkı, topraklarını ve geleneksel yaşam biçimlerini koruma çabaları karşısında, Danıştay’ın kararıyla büyük bir umutsuzluğa kapıldı. Bölge sakinlerinin dile getirdiği ‘Toprağı satmak vatanı satmaktır’ söylemi, bu süreçteki derin travmayı ve gelecek nesillere aktarılmak istenen direnişin bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

İkizköy Muhtarı Nejla Işık, yaşananları çarpıcı bir dille ifade ederek, “Toprak aynı, köylü aynı, şirket aynı... Dün verilen durdurma kararının gerekçesi bugün nasıl yok sayılıyor? Evimizi yıkacaklar, zeytinimizi sökecekler, sonra buna kamu yararı diyecekler. Köylünün evsiz, topraksız, geçimsiz kalmasının kime yararı var? Bugün kapımıza toprağımız için gelenler, yarın mezarlarımızı taşımak için gelecek. Dirimize de ölümüze de yer bırakmıyorlar. Evlerimiz yıkıldıktan, zeytinlerimiz söküldükten sonra gelecek adalet bizim kaybettiklerimizi geri getiremez.” şeklinde duygusal bir uyarı yaptı. Bu ifadeler, sadece bireysel bir kayıpla sınırlı kalmayıp, daha geniş bir toplumsal ve çevresel dayanıklılık sorunu olarak da yorumlanabiliyor.

Danıştay’ın kararı, enerji arz güvenliği argümanları üzerine inşa edilmiş olsa da, Avukat İsmail Hakkı Atal tarafından bu kararın uzman raporlarını görmezden geldiği ve MAPEG tarafından alınan kamu yararı kararlarının yetersiz kaldığı savunmasıyla desteklendi. Atal, bu durumun, yerel halkın haklarını ve çevresel hassasiyetleri yeterince dikkate alınmadığına dair endişeleri haklı çıkardığını ifade etti. Bu süreç, hukukun üstünlüğü ilkesinin yanı sıra, yerel halkın katılımının ve karar alma süreçlerine dahil edilmesinin önemini de gözler önüne seriyor. Bu olay, enerji politikalarının sürdürülebilirliği ve yerel toplulukların yaşam hakları arasındaki dengeyi yeniden sorgulamaya davet ediyor.