Avrupa Birliği'nin otomotiv geleceğine dair belirleyici kararı, Türkiye'nin ihracat hedeflerini ve sektördeki beklentilerini derinden etkileyen bir dönüm noktası oluşturuyor. 2035'ten itibaren içten yanmalı motor ve hibrit araçların Avrupa'da üretilmesinin yasaklanması, sadece Avrupa'nın otomotiv sektöründe devrim yaratma çabasını hızlandırıyor, aynı zamanda Türkiye'nin bu dönüşüm sürecindeki rolünü de yeniden tanımlıyor.

Berlin ve Paris arasındaki karmaşık müzakerelerin ardından ortaya çıkan yeni düzenleme, otomotiv üreticilerine 2035 sonrası dönemde içten yanmalı ve hibrit araçların piyasaya sürülmesinde cezai yaptırımlardan muafiyet imkanı sunuyor. Ancak bu kolaylık, Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyon planlarını suya düşürdü. ‘Avrupa'da üretildi’ damgası altında Türkiye'de üretilen araçların rekabet gücünün azalması, sektördeki beklentileri yerle bir etti.

Almanya'nın daha önce desteklediği esnek model, Fransız hassasiyetleri ve AB Konseyi'nin genel eğilimi doğrultusunda rafa kalktı. Bu durum, Türkiye'nin sanayi teşvikleri için Fas, Japonya ve Güney Kore gibi ticaret ortaklıklarını da kapsama dışı bıraktı. Toyota gibi global otomotiv devlerinin, Avrupa'nın sürdürülebilir dönüşümüne katılım hedefleri, Türkiye'nin bu süreçte yer alıp almayacağı konusundaki belirsizliği artırıyor.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın Brüksel'deki açıklamaları, Türkiye'nin AB'nin ‘Made in Europe’ vizyonuna entegre edilmesinin önemini vurgularken, aksi halde her iki tarafın ekonomisine zarar verebileceğini işaret ediyor. Fransa'nın pozisyonunun değişmesiyle birlikte yeni önerinin AB Konseyi'nde çoğunluk desteğini alması bekleniyor. Bu durum, otomotiv sektöründe yeni bir rekabet ortamının ve stratejik dönüşümlerin önünü açarken, Türkiye'nin bu değişim sürecini nasıl yöneteceği ise kritik bir soru işareti olarak duruyor.