Uluslararası sermayelerin Türkiye’ye olan ilgisinin azalması, uzun ve karmaşık bir sürecin ürünüdür. En çok duyulan ve özellikle yatırımcı çevrelerince dile getirilen endişeler, ‘yabancı yatırımcı Türkiye’den korkuyor’ sözleriyle özetlenebiliyor. Bu ifade, Türkiye’nin yatırım cazibesini kaybetmesinin altında yatan birçok sorunu işaret ediyor.
Son dönemde yaşanan 20 milyar doları aşan fon krizi, yatırımcıların güvenini ciddi şekilde sarsmış durumda. Bu krizin ortaya çıkışında, şirketlerin değerlerinin şişirilmesi, denetim mekanizmalarındaki eksiklikler ve yatırımcı paralarının nereye gittiği konusundaki belirsizlikler önemli rol oynuyor. Bu durum, sadece yabancı yatırımcılar arasında değil, aynı zamanda yerli yatırımcılar arasında da derin bir güvensizlik ortamı yaratmış. Rakamlar, yüz binlerce yatırımcının parasının akıbetini öğrenmeye çalışırken, düzenleyici kurumların iddialarına yönelik şeffaflık eksikliği, sorunun boyutunu daha da artırıyor.
Uluslararası yatırım kuruluşu MSCI’nin Türkiye hisselerine ilişkin endeks değişikliklerini dondurması, ülkenin yatırımcı güvenindeki derin çöküşün bir göstergesi. MSCI’nin bu kararı, Türkiye’nin “gelişen piyasa” statüsünü dahi riske atmış olması, ülkenin uluslararası arenadaki itibarını ciddi şekilde zedelemiş durumda. Türkiye’nin, sermaye ihtiyacı yüksek, dış borç yükü altında ezilen ve erken sanayisizleşme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir ekonomisi göz önüne alındığında, sadece döviz akışlarını artırmak değil, aynı zamanda üretime dönüşen, teknoloji getiren ve uzun vadede ülkeye kalan nitelikli sermayeyi artırmak hayati önem taşıyor.
Son yıllarda Türkiye’ye yönelik uluslararası doğrudan yatırım (DÜY) girişleri, 2003’teki 1.7 milyar dolardan 2020’de 7.5 milyar dolara gerilemiş durumda. 2026’da ise YASED verilerine göre ocak-ağustos döneminde DÜY girişleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 oranında düşerek 6.8 milyar dolara geriliyor. Bu düşüşün yanı sıra, Türkiye’den yurtdışına yapılan DÜY girişlerinin içeriğe geleni aşması, yatırımcıların Türkiye’deki ekonomik belirsizliklere karşı gösterdiği endişeyi daha da pekiştiriyor. Şeffaflık, etkili denetim, hukukun üstünlüğü ve güven gibi unsurların sağlanması, Türkiye ekonomisinin yeniden yatırımcıların gözüne girebilmesi için öncelikli adımlar olarak değerlendirilmelidir.