Doğum, kadınların hayatlarının en hassas ve kırılgan anlarından biri olarak kabul edilirken, bu süreçte hak ihlalleriyle karşılaşılması, hem bireysel hem de toplumsal bir sorunu işaret etmektedir. Sağlık hizmetlerine erişim, beden bütünlüğünün korunması, mahremiyetin sağlanması ve kendi sağlık kararlarını verme hakkı gibi temel unsurlar, doğumda kadınların en çok önemsediği konulardır. Ancak, bu temel hakların ihlal edilmesi, kadınların doğum deneyimini travmatik bir hale getirebilmektedir.

Son araştırmalar, Türkiye'de doğumların önemli bir oranında obstetrik şiddetin yaşandığını ortaya koymaktadır. Türkiye Tabipleri Birliği (TTB) 2. Başkanı Ayşe Gültekingil'in açıklamaları doğrultusunda, doğum sırasında kadınların rızası dışında yapılan tıbbi müdahaleler, gereksiz prosedürler, aşağılayıcı ve hakaret içeren sözler, hatta fiziksel şiddet, bu şiddet türünün kapsamını oluşturmaktadır. Bu durum, yalnızca sağlık çalışanlarının bireysel davranışlarından değil, aynı zamanda sağlık sisteminin genel yapısından kaynaklanan sorunların da bir yansımasıdır.

Şehir hastaneleriyle birlikte sağlık hizmetlerinde ticarileşme ve kârlılığa odaklanmanın, hastalarla iletişimde kopukluklara ve yeterli zaman ayrılmamasına yol açtığı belirtiliyor. Bu durum, kadınların tıbbi durumları hakkında yeterli bilgi edinmelerini ve aydınlatılmış onam vermelerini zorlaştırmaktadır. Ayrıca, koruyucu sağlık hizmetlerinin geri plana itilmesi ve birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar, doğum öncesi takiplerin aksamasına ve riskli gebeliklerin artmasına neden olabilmektedir. Bu durum, kadın sağlığı ve üreme sağlığı açısından ciddi riskler oluşturmaktadır.

Gültekingil, obstetrik şiddetle mücadelede hem kadınların hem de sağlık çalışanlarının haklar konusunda bilgilendirilmesinin önemine vurgu yapmaktadır. Rıza alınmadan yapılan müdahaleler, vajinal muayeneler, fundus basısı gibi uygulamalar da obstetrik şiddet kapsamında değerlendirilmelidir. Sağlık sisteminde yapısal değişiklikler yapılarak, kadınların bedenlerinin nesneleştirilmesi ve cinsiyetçi politikaların etkileri ortadan kaldırılmalıdır. Bu sayede, doğum süreci kadınların özgür iradesiyle ve kendi tercihleri doğrultusunda yürütülebilir ve kadınların hakları tam olarak korunmuş olur.