Samsun'un sıcak atmosferinde, bir adamın olağan dışı bir tutkusu, hayatını bambaşka bir yöne çekmiş. Caner Özsercan, yediği ve içtiği her şeye acı pul biber katma alışkanlığıyla, sadece çevresindekileri değil, tüm dünyayı da şaşırtıyor. Bu beklenmedik tercih, aslında bir gezi sırasında yaşanan unutulmaz bir tatminle başladı ve şimdi Caner'in yaşamının merkezine yerleşmiş durumda.
10 yıldır, tatlı ve çay gibi geleneksel lezzetlerin acı tadını keşfeden Caner, bu alışkanlığının köklerini Kahramanmaraş'taki bir geziye bağlamış. O dönemde tattığı acı biberin etkisiyle, yeme içme alışkanlıkları tamamen değişmiş. Günlük rutini, acı biberin yoğun aromasıyla şekillenmiş ve bu durum, Caner'in hayatını bambaşka bir boyuta taşımış. Evinin mutfağı, acı biberin renkli ve çeşitli türleriyle donatılmış, bu da onun tuhaf ve ilginç yaşam tarzını yansıtıyor.
Caner'in hikayesi, 9 yaşındaki oğlu Rüzgar'ın bakış açısıyla da farklı bir boyut kazanıyor. Rüzgar, babasının her şeyi acı biberle yediğini gördükçe, bu alışkanlığın etkisine kapılıyor. İlk başta şaşkınlığını dile getiren Rüzgar, daha sonra babasının acı biberli yemeği denemek istiyor. Ancak acının yoğunluğu, onun için zorlu bir sınav haline geliyor ve bazen gözyaşlarına boğuluyor. Rüzgar'ın bu tutkusu, babası Caner'in alışkanlığıyla birleşince, ilginç bir nesiller arası yiyecek tercih hikayesi ortaya çıkıyor.
Caner Özsercan'ın hayat hikayesi, sadece bir bireyin alışkanlıklarını değil, aynı zamanda kültürel farklılıkların ve damak zevklerinin de önemini vurguluyor. Acı biberin yoğun aroması, onun için sadece bir lezzet arayışı değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı haline gelmiş. Bu sıra dışı hikaye, bizi farklı bakış açılarını değerlendirmeye ve alışkanlıklarımızın hayatımızı nasıl etkilediğini sorgulamaya davet ediyor.