Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı o eşsiz gün olan 13 Ekim 1923, ulusumuzun tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu tarihte, Ankara, imparatorlukların gölgesinden sıyrılan yeni bir devletin yönetim merkezi olarak ilan edildi. Bu, sadece bir coğrafi değişiklik değil, aynı zamanda ulusumuzun bağımsızlık mücadelesinin, milli egemenliğin ve Atatürk liderliğindeki ilkelerin vücut bulduğu bir zaferdi. Bu makale, o tarihi günü ve Ankara'nın başkent ilan edilmesinin ardındaki stratejik, siyasi ve ideolojik gerekçeleri mercek altına alarak, ulusumuzun geleceğine yön veren bu önemli kararın önemini yeniden gözler önüne serecektir.
O dönemde, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüyle birlikte, Anadolu toprakları üzerinde yeni bir devletin kurulması gerekiyordu. Bu süreçte, emperyalizmin etkisinden arınmak, milli kimliği güçlendirmek ve geleceğe yönelik stratejik bir merkez oluşturmak öncelikli hedeflerdi. Ankara, bu hedeflere ulaşmak için ideal bir lokasyon olarak öne çıkıyordu. Anadolu'nun kalbinde yer alması, ülkenin dört bir yanına kolaylıkla ulaşılabilmesini sağlıyor, aynı zamanda stratejik açıdan da önemli avantajlar sunuyordu. Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı'nda, Ankara, direnişin karargâhı, milli egemenliğin sembolü ve yeni devletin temellerinin atıldığı yer haline gelmiştir.
Ankara'nın başkent olması kararı, aynı zamanda İngiliz ve Fransız gibi emperyalist güçlerin de tepkisini çekiyordu. Bu güçler, İstanbul'un başkent olarak kalmasını istiyor, imparatorlukların mirasını korumak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını kısıtlamak istiyorlardı. Ancak Atatürk'ün kararlı duruşu ve TBMM'nin aldığı o tarihi karar, bu engelleri aşmayı başarmıştır. Atatürk, 22 Eylül 1923'te Neue Freie Presse gazetesi muhabiri Mösyö Lazar'a verdiği demeçte, Türkiye'nin yeni rejiminin anayasaya göre “Cumhuriyet” olduğunu söylemiş, Ankara'nın başkent olacağını açıkça ifade etmiştir.
TBMM'nin 9 Ekim 1923 tarihinde Meclis'e sunduğu “Ankara'nın yönetim merkezi seçimine yönelik teklif”, Lozan Barış Antlaşması'nın etkilerini ve Boğazlar Komisyonu'nun kurulmasını da dikkate alıyordu. Bu teklif, Anadolu'da ve Ankara şehrinde devletin kuvvet kaynaklarını ve gelişimini kurmak gerektiğini, coğrafi ve stratejik durumun elverişliliğini ve iç-dış güveni vurguluyordu. Sonunda, 13 Ekim 1923'te TBMM'nin oylamasıyla Ankara, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olarak ilan edildi ve bu, ulusumuzun geleceği için yeni bir başlangıç sembolü haline geldi. Bu başkent seçimi, sadece coğrafi bir değişikliği değil, aynı zamanda ulusumuzun bağımsızlık ve özgürlük yolundaki kararlı adımı da temsil ediyordu.”}p>