Küresel metal piyasasının karmaşık dinamikleri, Türkiye'nin çelik sektörüne beklenmedik bir dönüşüm fırsatı sunuyor. Avrupa Birliği’nin korumacı politikaları, Çin’in agresif fiyatlandırması ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yarattığı tedarik zinciri aksaklıkları, Türk üreticilerini yeni coğrafyalara yönlendiriyor. Özellikle Baltık ülkelerindeki talep artışı, Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynuyor.

Rusya-Ukrayna savaşı sonrası, Baltık devletlerinin çelik tedarik kaynaklarını yeniden şekillendirme ihtiyacı doğdu. Bu durum, Türkiye’nin çelik sektörüne yeni bir pazar potansiyeli yarattı. Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, Rusya’dan gelen büyük miktardaki çelik ithalatını durdurdu ve Türkiye’ye olan taleplerini artırdı. Bu yeni durum, Türk çelik üreticileri için stratejik bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Çelik İhracatçıları Birliği’nin (ÇİB) bu gelişmeleri yakından takip etmesi ve Letonya ve Litvanya’ya yönelik sektörel heyetler düzenlemesi, Türkiye’nin bu yeni pazarlara giriş stratejisinin önemli bir parçası. Riga ve Vilnius’ta gerçekleştirilen yoğun ikili görüşmeler, 19 Türk üreticisi ve ihracatçısının yerel firmalarla doğrudan etkileşim kurmasını sağladı. Bu etkileşimler sonucunda, yaklaşık 100 milyon dolarlık doğrudan iş hacmi için temeller atıldı ve Türkiye’nin Baltık’taki çelik ihracat potansiyeli belirlendi.

Letonya ve Litvanya’da yerel çelik üretiminin bulunmaması, bu ülkelerin Türkiye’ye olan bağımlılığını artırıyor. Ancak, Türkiye’nin çelik kalitesi, esnek üretim kapasitesi ve lojistik avantajları, bu pazarlarda rekabet gücünü artırıyor. Bölgedeki inşaat sektöründeki talep, dikişli boru ve yassı sıcak ürünler gibi ürünlerin özellikle popüler olduğunu gösteriyor. Ancak, Avrupa Birliği’nin korumacı politikaları ve Çin’in rekabeti gibi küresel zorluklar, Türk sektörünü de etkiliyor. Bu nedenle, Türkiye’nin bu yeni pazarlara başarılı bir şekilde girmesi için stratejik bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor.”}çelik sektörünün karşılaştığı temel sorunlardan biri, Avrupa Birliği'nin korumacı önlemleri ve ithalat kotalarındaki düşüş. ÇİB yetkilileri, AB'nin toplam ithalat kotasını 35 milyon tondan 18,5 milyon tona indirmesinin Türkiye'nin Avrupa'ya yönelik çelik ihracatını yaklaşık yüzde 50 oranında sınırlama riski taşıdığını belirtiyor. Yavuz Kılıç, Türkiye'nin Avrupa pazarında kalite veya talep bakımından bir sorun yaşamadığını, asıl engelin kota yetersizliği olduğunu vurguladı. Avrupa Birliği tarafından Türkiye'ye tanınan kotaların hızla dolduğuna dikkat çeken Kılıç, kota daralmasının Avrupalı üreticilerin teslimat sürelerini de 3-4 aya kadar uzattığını ve fiyatları yükselttiğini ifade etti. Kılıç, kota sınırlarının aşılması durumunda ek vergi ödemeyi göze alan Avrupalı alıcıların dahi Türkiye'den çelik almak zorunda kalabileceğini belirtti.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamındaki belirsizlikler ve akreditasyon süreçleri de sektördeki zorluklar arasında yer alıyor. Buna karşın Kılıç, Türkiye'nin hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı (EAF) tesisleri sayesinde yeşil dönüşüme Uzak Doğulu rakiplerine kıyasla daha hazırlıklı ve avantajlı olduğunu kaydetti. Çin’in küresel çelik ihracatındaki üstünlüğü, ABD ve Avrupa pazarlarındaki korumacı önlemlerin artmasıyla birlikte Türk sektörünü de zorluyor. Türkiye’nin yıllık toplam çelik ihracatının 19,2 milyon ton olduğunu hatırlatan Kılıç, iki ülke arasındaki ölçek farkının oldukça büyük olduğunu ifade etti. Çin’in yüksek üretim kapasitesi ve fiyat baskısının piyasayı zorladığını belirten Kılıç, Türk sektörünün hız, esneklik, lojistik yakınlık ve kaliteye odaklanarak rekabet ettiğini söyledi.