Yıllar sonra yankılanan bir fısıltı… Sosyal medyanın bir köşesinde, ağabeyim Zafer Arapkirli’nin sohbeti, bizi bir kez daha geçmişin acı gerçekleriyle yüzleştirdi. BirGün’ün ekranından yükselen o yemin: “Kamuoyunun bilgi alma hakkını sonuna kadar savunacağız. Biz and olsun ki bu ihtiyacı yerine getirmek için yağmurda, karda, tipide gerekirse mermi ateşi altında gazetecilik yapmaya devam edeceğiz!” Bu sözler, sadece bir yemin değil, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir ruhun, bir fedakarlığın ve bir direnişin ifadesiydi.
Bir süredir aklımızda kalan soru işaretleri, dostluk sohbetlerinde bir araya geldiğimiz isimlerle karşılığını buluyordu. Bir zamanların adaleti arayan, hukuksuzlukları duyuran gazetecilerden Hilmi Hacaloğlu’nun sözleri, acıyı daha derinden hissettiriyordu: “Sabah Halk TV’nin önüne gittik. Milyonların izlediği TV kanalının önünde gazetecilerin dışında sadece üç yurttaş vardı. En çok izlenen kanalken böyle bir olayla karşılaştığında kimse yanında yoktu. Bu mesele basın özgürlüğünü yerle yeksan eden bir durum.” Bu anılar, iktidarın baskısına karşı verilen mücadeleyi, sadece bir haberin değil, bir hayatın bedelini hatırlatıyordu.
Nâzım Hikmet’in dizelerinde olduğu gibi, bu zulmün ardındaki cezasızlık, okuyucuyu derinden sarsıyordu: “Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!” Gazeteyi okuyan, televizyonu izleyen, gözaltına alınan yazarı takip eden, bedeli ödeyen gazeteciler için bu sözler bir uyarı niteliğindeydi. Haber alma hakkı, sadece bir hak değil, aynı zamanda bir sorumluluktu. Soruyu sormak gerekiyordu: “Kaç kez adliyede yanlarında durdunuz, kaç kez işsiz bir gazetecinin YouTube kanalına bağış yaptınız, kaç kez yasaklanmak istenen bir haberi daha fazla insana anlattınız?”
<Karanlıkta kalan, duyarsızlığa yenik düşen muhalefet partilerinin, meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının günahı, bu sessizliğin yüküydü. Uğur Mumcu’nun o unutulmaz sözleri, bir kez daha yankılanıyordu: “Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!” Unutmayın, biz varız. Unutmayın, onlar var oldu.”}p>