Karanlığın pençesinde, bir pazar sabahı... Bir ilk kez güneşe çıkış deneyimi. Ancak bu güneş, umut değil, bir tehdidin habercisi gibi duruyor. Üzerimize çöken sis, yalnızca gerçekleri örtbas etmekle kalmıyor, aynı zamanda içimizdeki ışığı da sönmeye zorluyor.

Gazetecilik, bir soruşturma içinde, adalete ulaşma çabasının bir yansıması. Murat Ağırel’in sözleri yankılanıyor: “Gazetemizin yazarı Murat Ağırel fon soruşturması kapsamında ifade verdiği için bugünkü yazısını kaleme alamamıştır.” Bu, sadece bir yazının iptal edilmesi değil, aynı zamanda bir sesin susturulmasıdır. İşçi cinayetleri, kadın cinayetleri, şüpheli ölümler... Sayılar, acının ifadesidir. 2026’nın ilk dokuz ayında 1736 işçi hayatını kaybetti, 222 kadın ve erkek şiddetin kurbanı oldu. 14 çocuk, şüpheli bir şekilde hayatından ayrıldı. Bu sayılar, sadece rakamlar değil, aynı zamanda umutsuzluğun ve çaresizliğin sembolleri.

Öfke, isyan, utanç, acı... Bu duygular, bizleri bir araya getiriyor. Bir kitap okuduğumuzda, sadece bir hikaye değil, aynı zamanda bir gerçeklikle yüzleşiyoruz. Bu gerçeklik, bizi sorgulamaya, düşündürmeye ve harekete geçmeye zorluyor. Gerçeklerden kaçmak için kitap okumuyoruz, tam tersine gerçeklere daha sıkı sarılmak için. İnsan kalabilmek için, unutmamak için, umudu tüketmemek için.

Karanlığın en büyük zaferi, yalnızca ışığı söndürmektir. İnsanın içindeki ışığı da söndürmektir. İnsanın vicdanını uyuşturmak, haksızlığı kanıksatmak, ölümleri sayılara indirgemek... Bu, bir savaşın sadece bir cephesidir. Bu savaşı kazanmak için edebiyat, şiir, sanat, kitaplar... Bunlar, bize güç verir, bize yol gösterir, bize umutla bakar.

Sennur Sezer’in “Resim Defteri” adlı eseri, bu savaşın bir parçasıdır. İsa Çelik, Sertaç Çelik ve Kadir İncesu’nun fotoğraflarıyla belgelenmiş bu kitap, Sennur Sezer’in emek ve alın teriyle yoğrulmuş, kadınların direncini, çocukların dünyasını, hayatın en küçük ayrıntılarındaki büyük insanlık gerçeğini bize şiirleriyle yansıttığı bir armağandır. Nuri İyem’den Cihat Burak’a, Aliye Berger’den Canan Coker’e uzanan bu sanatsal yolculuk, sanatçıların sosyal güvensizliğini, geçim kaygısını, sanatın başına gelen rezillikleri, dönemin sanat, siyaset ve kamu ilişkisini sorguluyor. Kitap, bir derlemeden çok, Sennur Sezer’in çağrısıdır: Sanat, topluma sırtını dönmeden, halktan ve hakikatten kopmadan da var olabilir.

Hasan Erkul’un “Kıpkırmızıl” adlı kitabı ise, karanlığa ve renksizliğe inat, bir meydan okumadır. Kırmızı, ve kızılötesi şiirlerden oluşur. Aşkın rengi, tutkunun rengi, öfkenin, isyanın, başkaldırının rengi. Aynı zamanda kanın, acının, yaranın rengi. Ve yaşamın rengi! Bu kitap, okurun da çabasını, emeğini isteyen şiirlerdir. Kitabın adı, her sözcüğün üzerinde dura dura, her dizeyi sindire sindire, altını çize çize okumanızı gerektirir.”}P{}