Yüreğimde bir sızı, bir kıskançlık değil; daha derin bir hıçkırık var. Bir ülkenin, bir milletin yıkılan hayallerine, sessizliğe teslim olmanın ağırlığı altında eziliyorum. Fransa’nın o günkü çaresizliği, aslında bir aynaya tutulmuş, kendi içimizde de yansıtmış olduğumuz bir yansıma. Liselilerin eğitim arayışında sokaklara inmesi, emeklilerin yaşlılıklarına karşı verdiği mücadele, gençlerin zorunlu askerlik görevine karşı direnişi… Hepsi, bizim de kendi içimizde harmanlamamız gereken bir ders.”

Ülkemizin hikayesi de aynı döngü içinde dönüyor sanki. Geçmişte yaşanan üniversite işgalleri, işçi grevleri, maden yürüyüşleri, 15-16 Haziran olayları, Uğur Mumcu’nun son anları, Gezi’nin çaresizliği… Her bir olay, birer kırık dökük umut, birer bastırılmış ses. Sare’nin o günkü fotoğrafı, bir çocuğun kaybının acısını, emeklinin son anları, bir hayatın sonunu, 301 kişinin ölümü, Soma’nın karanlığını… Hepsi, bir araya geldiğinde, bir felaketin, bir trajedinin, bir ülkenin nasıl parçalandığını gösteriyor.”

Ancak bu acıdan bir umut ışığı doğabilir. Bir arkadaşımın sözleri aklıma geliyor: “Biz neden yenildik? O zamanlar ülkemizde direniş örnekleri çok azdı. Şeyh Bedrettin, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin ilk dönemleri… Devrim, işçilerle, köylülerle yapılıyordu. Ancak, devrim yapacağımız köylüler, geldiğimiz gün bizleri jandarmaya ihbar ettiler. 12 Eylül sonrası sendika yöneticileri yargılanırken, koskoca spor salonunda işçiler yoktu. Bu, direnişin zayıflığının, toplumsal dayanışmanın eksikliğinin bir göstergesiydi.”

Şimdi, ülkemizde de aynı durumun yeniden yaşanıyor gibi. Özelleştirme politikaları, tarikatlara açılan kapılar, tek bir kişinin imzasının gücü… Bunların hepsi, direnişin, toplumsal sesin bastırılmasına neden oluyor. Ana muhalefet partisi bile, NATO’ya ve AB’ye yönelik söylemleriyle, bu direnişi zayıflatıyor. Çocuklar okul saldırılarında, cezaevlerinde ölüyor, polislere intihar ediyor… Bu acı, sadece bireysel değil, toplumsal bir felaket. Şimdi, dostlarımızı uyarmalıyız: “Bizde direniş geleneği yok!” denmesine izin vermeyelim. Tüm sol partilerin, bir müşterekte toplanma zamanı geldi. Genel grev çağrısı yapın, DİSK’e bel bağlamayın. Unutmayalım, direniş, sadece bir slogan değil, bir yaşam biçimidir. Hayallerimizi korumak, umutlarımızı büyütmek için, hep birlikte yükselen bir ses olmalıyız.”