Kopenhag'dan yayılan bu yenilikçi yaklaşım, Avrupa'da göçmen politikaları üzerine yeni tartışmalar başlatıyor. Danimarka hükümeti, ülkesinde uzun süredir mülteci ve sığınmacı statüsünde bulunan bireyleri kendi vatanlarına geri dönmeye teşvik etmek amacıyla, alışılmadık bir maddi destek programı başlattı. Bu program, ülkenin bütçesine ciddi bir yük getirmesi ve uluslararası arenada büyük bir ilgi uyandırmasıyla dikkat çekiyor.

Uygulamanın merkezinde, kendi ülkelerine dönmeyi kabul eden sığınmacılara sağlanacak önemli miktardaki nakit ödemeler yer alıyor. Her bir bireye, dönüşü kabul ettiği andan itibaren, yaklaşık 15.000 ila 28.000 Euro arasında bir miktar para ödenmesi planlanıyor. Bu finansal destek, dönüş yapan kişilerin yeni yaşamlarına adapte olmalarını kolaylaştırmayı ve onlara önemli bir ekonomik güvenlik sağlamayı amaçlıyor. Kopenhag yönetimi, sadece para yardımıyla değil, aynı zamanda geri dönen kişilere kapsamlı sağlık hizmetleri ve destekler de sunuyor.

Programın en dikkat çekici yönlerinden biri, sığınmacılara tanınan ‘pişmanlık hakkı’ oldu. Bu sayede, dönüşünü kabul eden bireyler, ülkeye döndükten sonra 1 yıl içinde yaşadıkları topluma uyum sağlayamamaları durumunda, Danimarka'daki mevcut haklarını kaybetmeden tekrar ülkesine dönebilme özgürlüğüne sahip oluyorlar. Bu durum, sığınmacılara daha güvende hissetme imkanı sunarak, dönüş süreci üzerinde tereddüt etmelerine neden olmuyor. Bu stratejik yaklaşım, Kopenhag yönetiminin, dönüşü zorunlu tutmak yerine, gönüllü dönüşü teşvik etmeyi hedeflediğini gösteriyor.

Bu sıra dışı model, Avrupa'daki diğer ülkelerin dikkatini çekmiş durumda. Türkiye'deki benzer girişimler, Danimarka'nın yaklaşımından ilham alırken, bazı önemli farklılıklar da barındırıyor. Türkiye'de yürütülen “Gönüllü Geri Dönüş” programı, sığınmacılara doğrudan yüksek miktarda nakit ödeme veya 1 yıllık bir pişmanlık hakkı sağlamıyor. Bunun yerine, dönmek isteyen sığınmacıların ulaşım, lojistik, geçiş belgeleri ve güvenli bölgelerdeki barınma gibi ihtiyaçları ücretsiz olarak karşılanıyor. Bu durum, Danimarka'nın uygulamasının, daha maliyetli ve riskli bir strateji olduğunu gösteriyor.