Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da düzenlenen Milli Güvenlik Konferansı’nda duyurduğu yeni stratejik yaklaşım, Türkiye’nin güvenlik perspektifini kökten değiştirmeye hazırlanıyor. ‘Kırmızı Kitap’ olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin revizyonu, geleneksel güvenlik algısını aşan, çok boyutlu ve dinamik bir güvenlik modeline geçişin ilk adımı olarak görülüyor. Bu dönüşümde, yapay zekâ, hibrit savaş taktikleri, düzensiz göç akıntıları ve siber saldırılar gibi yeni nesil tehditler merkezde yer alacak.
Yeni güvenlik doktrini, devletin güvenlik stratejisinde teknolojik gelişmelere ve değişen tehdit haritasına uyum sağlama çabasını gösteriyor. Erdoğan’ın “Yapay zekâyı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak ülkemiz için tercihten öte zorunluluktur” şeklindeki ifadesi, devletin bu konuya verdiği önemi net bir şekilde ortaya koyuyor. Yapay zeka, sadece savunma sanayii ve istihbarat alanlarında değil, aynı zamanda seçim güvenliği, kamu düzeni, finansal sistemler ve kritik altyapıların korunmasında da stratejik bir rol üstlenecek. Derin sahte teknolojileri, yapay zekâ destekli siber saldırılar, büyük veri manipülasyonları ve toplumsal yönlendirme operasyonları gibi geleceğin güvenlik risklerine karşı proaktif bir yaklaşım benimseniyor.
Yeni MGSB, terörle mücadele stratejisinde de önemli bir ayrışma getiriyor. Terörün sadece askeri bir boyutuyla değil, aynı zamanda finansal ağları, propaganda araçları, dijital platformlar üzerinden yürütülen psikolojik operasyonlar, toplumsal manipülasyon faaliyetleri ve dış destek mekanizmaları gibi tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi planlanıyor. Bu kapsamda, güvenlik kurumları, devlet kurumlarının yaptığı taslak çalışmada; savaşların yalnızca askeri güçlerle değil, ekonomik baskılar, sosyal medya operasyonları, siber saldırılar ve dezenformasyon kampanyaları gibi farklı araçlarla da yürütüldüğünü kabul ediyor. Kritik altyapılara yönelik operasyonlar, bilgi ve algı operasyonları ve sosyal medya kaynaklı psikolojik harekâtlar, öncelikli tehdit başlıkları arasında yer alacak.
Sonuç olarak, Türkiye’nin yeni güvenlik doktrini, geleneksel güvenlik paradigmalarından uzaklaşıyor ve geleceğin tehditlerine karşı çok yönlü, teknoloji odaklı ve adaptasyon yeteneğine sahip bir yaklaşım benimsemeyi hedefliyor. ‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu, sadece bir güvenlik politikasının ötesinde, ülkenin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonu olarak konumlandırılıyor. Bu dönüşüm, Türkiye’nin güvenlik stratejisinin yeniden şekillenmesi ve uluslararası arenadaki etkinliğinin artırılması için kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.