Türkiye, içinde bulunduğu karmaşık sağlık ortamında yeni bir strateji belirledi. Ülkenin mevcut sağlık tesislerinin bir kısmı satışa çıkarılırken, vatandaşlar acil bir tedavi randevusu almak için uzun kuyruklar ve aylarca süren beklemelerle karşı karşıya kalıyordu. Bu durumun ardından, Türkiye Sağlık Bakanlığı, Suriye'nin sağlık altyapısına önemli bir yatırım yapma kararı aldı. Bu yatırım, Suriye'deki tıbbi ihtiyaçlara cevap verme ve Türkiye'nin uluslararası arenadaki insani yardım rolünü güçlendirme amacını taşıyor.
Planlanan projeler kapsamında, Suriye'nin farklı bölgelerinde toplam 450 yatak kapasiteli iki ayrı hastane inşa edilecek. Bu hastaneler, personel ve işletme giderleri de Türkiye tarafından karşılanacak. Sağlık sektörü uzmanları ve gönüllü doktorlar, Türkiye'den görevlendirilecek. Hastanelerin fiziki yapımının tamamlanmasının ardından, 80 milyon dolar tutarında bir harcama daha yapılacak, bu da toplam yatırımın yaklaşık 90 milyon dolara ulaşmasını sağlayacak. Şam'da 300 yataklı bir Kalp ve Damar Hastanesi, Halep'te ise 150 yataklı bir Onkoloji Hastanesi inşa edilecek, ayrıca Şam'daki İbn Nefis Hastanesi'ne ilaç ve tıbbi malzeme desteği sağlanacak.
Bu protokol, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un imza atarak kanun teklifi haline getirdiği bir anlaşma üzerine gerçekleşecek. Protokol, Suriye'deki sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını ve Türk doktorların Suriye yasalarına uymasını öngörüyor. Tıbbi cihazlar, aşılar, ilaçlar ve sarf malzemeleri hibe yoluyla Suriyelilere sunulacak. Bu proje, 4 milyon ameliyatın yapılması, 5 milyon kişinin yatarak tedavi gördürülmesi ve 150 milyonun üzerinde muayene hizmetinin verilmesi gibi önemli rakamlara ulaşılmasını sağlayacak.
Ancak bu büyük yatırımın arkasında, Türkiye'deki sağlık sistemindeki sorunlar ve kamuoyundaki tepkiler yer alıyor. TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, iktidarın Suriye'deki ‘her şey ücretsiz’ hastaneler kurarken, Türkiye'deki vatandaşların acil tıbbi hizmet almakta zorlandığını vurguladı. Bu durum, iktidarın politikalarındaki çelişkileri daha da belirgin hale getiriyor. Bu kapsamda, 100 milyar doları aşması beklenen maliyetler, Türkiye'nin ekonomik dengesi açısından önemli bir yük oluşturabilir.