Türk basın tarihindeki yerini sağlamlaştıran usta gazeteci Bekir Coşkun, 6 yıl önce aramızdan ayrılmış olsa bile, bıraktığı izler günümüzde hala canlılığını koruyor. Yazıları, okuyucular üzerinde derin bir etkisi yaratarak, düşünce dünyalarını şekillendirmeye devam ediyor. Eşi Andree Hanım ile Ayvalık’taki evlerinde bir araya geldiğimizde, Coşkun’un hayatına dair eşsiz anıları ve düşüncelerini dinleme fırsatı bulduk. ‘Bekir, en mutlu, en huzurlu günlerini SÖZCÜ’de yaşadı. Yazılarına hiç müdahale edilmedi’ diyerek sohbetimize başlayan Andree Hanım, Coşkun’un özgün üslubu ve bağımsızlığına dikkat çekerek, onun basın dünyasındaki önemini vurguladı.

Bekir Coşkun’un, mesleğine olan bağlılığı ve direnci, dinlediğimiz sohbet boyunca öne çıkan en çarpıcı özelliklerinden biriydi. Siyasi baskılar, soruşturmalar ve kurumlararası ayrılıklar gibi zorlu süreçler boyunca, yazılarından asla ödün vermediği, baskı arttıkça mesleğine daha sıkı sarıldığı anlaşılıyordu. Şunu bilinciyle hareket ediyordu: “Bu tür baskılar sadece bireyi değil, toplumdaki bilgi akışını da etkiler, toplumun haber alma özgürlüğü daralmasın diye kendinden çok şey verdi.” Bu, Coşkun’un sadece bir gazeteci değil, aynı zamanda toplumun özgürlüğüne ve bilginin serbestçe akmasına inanan bir savunucuyu temsil ediyordu. Özellikle 2017’den itibaren kanserle mücadele ederken yazılarına ara vermek zorunda kalması, onun fedakarlığını ve mesleğine olan bağlılığını daha da pekiştirdi.

Coşkun’un kişiliği, onun yazılarında da kendini açıkça gösteriyordu. İlk cümlede sesinin tonu, gözündeki sıcaklık, gülüşünün içtenliği kalbine işlerdi. O, ruhuna dokunan bir enerji oluşmasına neden olur, kendisini unutturacak kadar huzurlu hissetmesini sağlardı. Kalbiyle konuşmayı bilen, romantik ve duygu dolu bir insandı. Sevdiği kişiyi değerli ve özel hissettirirdi, özel anlar yaratmayı severdi. Bazen beklenmedik bir bakış, bazen bir mesaj... Evin duvarlarına “SÇS” (Seni çok seviyorum) diye yazardı. En sıradan anda bile komik bir detay yakalar, gergin bir ortam varsa esprileriyle insanları rahat hissettirirdi. Gülümsemeyi, huzuru bulaştıran biriydi. Onun mizah anlayışı, her ortamda insanlara neşe ve iyimserlik katmasıyla öne çıkıyordu. Birçok kişi onun güldürmek için kolay bir nesne olduğunu düşünse de, aslında onun anlattığınız her şeyden mizah çıkaracağı, içten bir şekilde gülmeye başlayacağı bir gerçekti.

Bekir Coşkun’un yazılarına dair en belirgin özelliklerden biri, sade, kısa, akıcı ve mizahi üslubu oldu. En ağır, zorlu konuları, karmaşık düşünceleri bile anlaşılır hale getiriyordu. Dostluk, adalet, özgürlük, doğa sevgisi, çevre bilinci gibi evrensel konuları ele alıyordu. Duygularını saklayamaz, bu hali yazılarına yansırdı. Yazılarının ilk okuru hep ben olurdum. İnsanların onun yazılarında ele aldığı konuya, onun açtığı başka bir pencereden bakıp, kendilerini görüyordu. Kişilik özellikleri doğrudan yazılarına yansıyor, bu da okuyucunun duygularına dokunuyor, sevgi ve sadakat kendiliğinden oluşuyordu. Coşkun’un, toplumun bilmediği bir yönünü de paylaşıyordu: Çoğunlukla kıskançtı. Ancak doğal karşılardım, çünkü ben de akrep burcuyum.