Uzun yıllar boyunca medya ve kamuoyu tarafından sessiz bir figür olarak değerlendirilen oyuncu Ozan Güven, son olarak katıldığı özel bir konferansla uzun süren sessizliğine son verdi. 2020 yılında başlayan ve hayatını derinden etkileyen hukuki süreç hakkında ilk kez detaylı açıklamalar yaparak, bu karmaşık deneyimin onu nasıl şekillendirdiğini ve yaşadığı travmaların derinliğini gözler önüne serdi. Konferans, Ozan Güven'in uzun süren suskunluğunun ardındaki nedenleri ve kamuoyunda oluşan algıyı anlamaya yönelik önemli bir adım oldu.
Ozan Güven, uzun süren sessizliğinin temel nedenini devam eden yargılamanın etkisine işaret ederek, sürecin hassasiyetini ve kamuoyu önünde açıklama yapma zorunluluğunu vurguladı. Hukuki süreçler nedeniyle sessiz kalmayı tercih ettiğini belirten Güven, kamuoyunun ilgisi ve tartışmaların yoğunluğu nedeniyle konuşmaktan çekindiğini ifade etti. Bu açıklama, adalet sistemine duyduğu güveni ve konunun basitleştirilerek ayaküstü tartışılmasını istemediği düşüncesini de ortaya koydu. ‘Neden sustun?’ sorusuna yanıt verirken, yürürlükte olan gizlilik kararları ve konuşma yasağı gibi hukuki engelleri de dikkate aldığını belirterek, konunun sosyolojik bir vaka olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Açıklamasında, süreç boyunca kendisi hakkında oluşan algının birçok kişiyi etkilediğini ve özellikle kadınlardan özür dilemek zorunda kaldığını ifade etti. “İçine şüphe düşürdüğüm, benimle ilgili hayal kırıklığı yaşayan bütün kadınlardan özür dilerim” diyerek, yaşananların kendisine ve sevdiklerine verdiği zararı kabul etti. Bu itiraf, Ozan Güven'in yaşadığı travmayı ve konunun onu nasıl derinden etkilediğini daha iyi anlamamızı sağladı. Ayrıca, mahkeme kararlarının ve gizlilik kararlarının konunun karmaşıklığını nasıl artırdığını ve kamuoyunun algısını nasıl etkilediğini de vurguladı.
Konferansın son bölümünde, Deniz Bulutsuz ile yaşadığı olay ve Kadıköy’de yaşanan tartışma hakkında ilk kez konuştu. Olayın detaylarını aktarırken, kendisinin hiçbir suçla bağlantısı olmadığını ve yaşananların bir kurban olduğunun yanlış algılanması olduğunu savundu. Kamuya açık alanlarda hedef gösterilmenin kendisini olumsuz etkilediğini belirterek, eleştiri ile linç kültürü arasındaki farkın göz ardı edildiğini savundu ve uzun yıllardır yaşadığı “dinlenmeden hüküm verilme” duygusunu yeniden hatırlattı. Bu deneyimin kendisine ve sevdiklerine verdiği zararın farkında olduğunu ve bundan sonra daha açık, daha sakin ama daha net bir şekilde ifade etmeyi hedeflediğini dile getirdi. Olanların ardından yaşadığı duygusal zorlukları ve bu süreçte ne kadar yalnız hissettiğini de vurgulayarak, konunun karmaşıklığını ve adil bir yargılamanın önemini bir kez daha hatırlattı.”}