Artvin’in Ardanuç’unun, yemyeşil vadileriyle ünlü köşesi Yolüstü’nde, Şengül Gezer isimli bir kadın, hayatın en acımasız sınavlarına birebir tanık olmuş durumda. 66 yıllık yaşamı, bir yığın yitirilen anıyla iç içe geçmiş, her biri ayrı bir ömür barındıran dört torununa eman vermek için sabaha kadar direnen bir yaşam destanı. Gezer’in hikayesi, acının insana neler yapabileceğini, aynı zamanda insanın ruhunun ne kadar dayanıklı olabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.
1982’de dünyaya gelen ilk bebeği Yeşim’i, hayatın acımasızlığı bir sabah, henüz yeni doğmuşken, kucağından almıştı. Ardından, 2005’te attan düşmesi sonucu hayatını yitiren kızı Gözde’nin acısı, Gezer’in bedenini ve ruhunu derinden sarsmıştı. 2012’de yaylada sürüsünü beklerken yıldırımın hedefi olan büyük oğlu Savaş’ın kaybı, travmayı daha da derinleştirmişti. 2021’de kanserle mücadele ederken vefat eden eşi Yalçın Gezer’in acısı, hayatının en karanlık saatlerini yaratmıştı. En son, 2023’te Aksu Yaylası’ndaki çığ felaketiyle hayatını kaybeden oğlu Bülent Gezer’in cenazesinin bulunması, Gezer’in yaşam mücadelesine yeni bir boyut katmıştı.
Şengül Gezer’in hayatı, sadece kayıplarla değil, aynı zamanda fedakarlıklarla da örülmüş. Besicilik yaparak geçimini sağlarken, torunlarını büyütmek için her zorluğun üstesinden gelmiş. Sabahın ilk ışıklarıyla ahıra koşup hayvanlarını güdüyordu, akşamları ise torunlarının fotoğraflarına bakarak hasretini gidermekteydi. Torunlarına ait her şeyi en güzel şekilde koruyarak, onların geleceğine dair umutlarını bir an olsun kaybetmemişti. Gezer’in, “Evlat acısını Allah kimsenin başına vermesin. Aç kalsın, susuz kalsın, kapıda dilensin, taşısın, toplasın, toprağı yesin de evlat acısını çekmesin” sözleri, sadece kendi acısı için değil, tüm insanlık için bir uyarı niteliği taşıyor.
<Şengül Gezer’in hayat hikayesi, acının insan ruhuna verdiği zararı ve aynı zamanda insanın direncinin ne kadar büyük olabileceğini gözler önüne seriyor. Torunlarına olan sonsuz sevgisi ve bağlılığı sayesinde, Gezer bir yandan acıyla boğuşurken diğer yandan da umudunu canlı tutuyor. Bu olağanüstü kadın, yitirdiği tüm sevdikleriyle yaşarken, torunlarına emanet edilmiş hayatı boyunca, hayata tutunmanın ve insan ruhunun gücünün bir sembolü haline gelmiş durumda.”}