Küresel borçlanma, 2026'nın ilk yarısında 337 trilyon doları aşarak yeni bir rekor seviyeye ulaştı. Bu durum, sadece toplam borç miktarının değil, aynı zamanda borçların ne kadar vadede ve ne kadar maliyetle finansal edildiğinin de dikkat çekici bir şekilde arttığını gösteriyor. Bu durum, küresel ekonomiyi artan bir yük altında ezilmeye mahkûm ediyor.
Temel sorun, faiz oranları ile büyüme arasındaki hassas dengeyi bozan faktörlerdir. Pandemi sonrası yaşanan enflasyonist baskı, nominal borç stokunun reel değerini geçici olarak azaltmış olsa da, enflasyonun düşüşü ve faiz oranlarının yüksek kalması, bu koruyucu etkiyi ortadan kaldırdı. Reel faizlerin yeniden pozitif bölgeye geçmesi, borcun finansman maliyetini artırmış ve aynı büyüklükteki borç yükünün, daha düşük faiz dönemlerinde sağlanabileceği gibi, kamu maliyesine ciddi bir yük getirmesine neden oldu. Özellikle kısa vadeli borçlanma ihtiyacı, bu baskıyı daha da artırıyor.
Bu eğilimi destekleyen bir örnek, Amerika Birleşik Devletatı’ndadır. Son 12 ayda, ABD’nin kamu tahvil ihracının büyük bir bölümü kısa vadeli tahvillerle yapılmış olup, bu pay yüzde 80’in üzerinde gerçekleşti. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) ve Bloomberg verileri, ABD’nin bu stratejiyi, diğer ekonomilere kıyasla daha yoğun bir şekilde uyguladığını gösteriyor. Japonya ve Kanada da benzer bir yaklaşımla kısa vadeli borçlanmaya ağırlık veriyor, ancak Almanya, İtalya ve Çin’de bu oranlar daha düşüktür.
Bu farklılıkların en çarpıcı örneği, tahvil vadelendirme stratejilerindedir. Yapay zeka alanındaki ABD şirketleri, 2026’da ihraç ettikleri tahvillerin ortalama vadesini 13,4 yıl olarak belirlerken, ABD Hazine’sinin vadesi 2,5 yıl ile sınırlı kalmaktadır. Hazine tarafında ise bu oran 2024’te yaklaşık 6 yıl seviyesinde seyretmiştir. Bu durum, şirketlerin uzun vadeli finansman ihtiyaçlarını daha istikrarlı bir şekilde karşılayabildiğini, ancak Hazine’nin kısa vadeli borçlanma ihtiyacının artmasıyla birlikte, borçlanma maliyetlerinin yükselmesine neden olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, Hazine’nin ortalama borçlanma maliyetlerini düşürme çabalarını zorlaştırmaktadır.
ABD’nin borçlanma maliyetlerindeki artışı, 2020'lerin başında yüzde 2 civarındaki seviyeden, son yıllarda hızla yükselen yüzde 4'ün üzerine çıkmasıyla da görmek mümkündür. IMF’nin projeksiyonlarına göre, bu oran 2030'a kadar yüzde 4'ün üzerinde kalmaya devam edebilir. Gelişmekte olan ülkelerde ise benzer bir durum söz konusudur; yaklaşık yüzde 2,5 (gelişmekte olan piyasalar), yüzde 2,3 (Euro Bölgesi) ve yüzde 1,5 (Japonya) seviyelerinde borçlanma maliyetleri öngörülmektedir. Bu durum, küresel borç yükünün artmasına ve uluslararası finansal piyasalardaki risklerin artmasına katkıda bulunmaktadır.
Bu durum, kamu ve özel sektör arasında da ayrışmaya neden olmaktadır. Yapay zeka yatırımlarını finanse eden ABD şirketleri, tahvil piyasasında uzun vadeli finansman kaynakları sağlarken, Hazine’den daha yüksek kupon oranlarıyla ödülünü almaktadır. Şirketlerin ortalama kupon oranı yüzde 5 civarında iken, Hazine tahvillerinde bu oran yaklaşık yüzde 4’te kalmaktadır. Ayrıca, şirketlerin finansman ihtiyaçlarını karşılamak için uzun vadeli tahvillerle finansman sağlaması, refinansman riskini daha ileri tarihlere kaydırmaktadır. Bu durum, Hazine’nin borçlanma maliyetlerini düşürme çabalarını daha da zorlaştırmaktadır.