Küresel cinsiyet eşitliği hedefine ulaşma yolunda çalkantılı bir tablo ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler’in (UN) ve Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin (UN DESA) hazırladığı ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 2026’ raporu, mevcut ilerleme hızının yetersizliğini gözler önüne sererken, Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ‘Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu 2026’ı da bu endişeleri pekiştiriyor. Raporda, toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılması için 171 yıl gibi çok uzun bir süre daha geçirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Raporlar, kadınların siyasi arenadaki temsiliyetine dair de çarpıcı veriler sunuyor. 2026 yılı itibarıyla dünya genelindeki ulusal parlamentolarında kadınların oranı sadece %27.4 seviyesinde. Yerel yönetimlerde ise kadınların temsilcilik oranı %35.6’da seyrediyor. Ayrıca, kız çocukları ve kadınlar, ev işleri ve çocuk bakımı gibi ücretsiz emeğe erkeklere oranla 2.5 kat daha fazla zaman harcıyor. Yöneticilik pozisyonlarında da kadınların oranı sadece %30.5’te kalmış. Bu veriler, cinsiyet eşitliğinin sadece siyasi temsil ile değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal hayattaki fırsatların da eşitliği ile sağlanabileceğini gösteriyor.

Raporlar, kadınların maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılığa da dikkat çekiyor. Yaklaşık her üç kadından biri, yaşamının bir evresinde partneri veya partneri olmayan bir kişi tarafından şiddete maruz kalıyor. Bu durum, sadece fiziksel ve cinsel şiddetle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda ekonomik ve sosyal hayattaki fırsatların da kısıtlanmasına yol açıyor. Bu durum, kadınların özgürlüğünü ve güvenliğini tehdit ediyor.

<

Bu tabloya rağmen, Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) raporu, küresel cinsiyet uçurumunun %69.2’sinin kapandığını belirtiyor. Ancak, mevcut ilerleme hızının devam etmesi halinde, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliğin sağlanması 120 yıl sürecek. Akademisyen Dr. Ayşe Kaşıkırık, bu durumu değerlendirirken, ‘Eşitlik ilerliyor ama güç eşitlenmiyor’ diyerek, kadınların siyasetteki temsil oranları üzerinden bu durumu değerlendirmenin eksikliğini vurguluyor. Kadınların siyasete katılım maliyetini de tartışmaya açması gerektiğini belirtiyor. Eşitliğin sadece temsil oranlarıyla ölçülemeyeceğini, aynı zamanda kadınların siyasete, çalışma yaşamına ve kamusal hayata ayırabileceği zamanın eşit olup olmadığını sormak gerektiğini savunuyor.”>