Türkiye’de iş güvencesi süreçlerinde önemli bir dönüm noktası niteliğindeki bir karar, Anayasa Mahkemesi’nin son açıklamalarıyla gündeme geldi. Bir banka çalışanının işten ayrılma davasında, kıdem koşulunun yanı sıra, işten çıkarma bildiriminin tebliğ süresinin de hak ihlali yaratabileceğine dikkat çekildi. Bu durum, işe iade davalarında kıdem hesabının yanı sıra, bu hesaplama sürecindeki zamanlamanın da kritik bir unsur olduğunu gösteriyor.

Olay, 2021 yılında başlayan bir yatırım uzmanı çalışanının, 6 aylık kıdem süresinin dolmasına 2 gün kala işten ayrılmasıyla başladı. Çalışan, işe iade talebiyle harekete geçerek, fesih bildiriminin kendisine ulaşmasında yaşanan gecikmenin, adil yargılanma hakkını etkilediğini savundu. İlk derece mahkemesi çalışanın lehine karar verse de, istinaf mahkemesi kıdemi farklı bir şekilde değerlendirerek kararı bozdu. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin devreye girmesine neden oldu.

Anayasa Mahkemesi, davacının savını destekleyerek, 6 aylık kıdem şartının sağlanmış olmasına rağmen, işten çıkarma bildiriminin tebliğ tarihi ile işten çıkarma kararı arasındaki 5 günlük farkın yeterince dikkate alınmadığını belirtti. Mahkeme, istinaf mahkemesinin bu farkı görmezden gelmesinin, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar verdi. Bu karar, benzer davalarda kıdem hesabının yanı sıra, bu hesabın nasıl ve ne zaman oluşturulduğunun da önemli olduğunu vurguluyor.

Bu emsal karar, işe iade davalarında kıdem hesabının yanı sıra, işten çıkarma sürecindeki zamanlamanın da kritik bir unsur olduğunu gösteriyor. Anayasa Mahkemesi’nin bu hassasiyeti göz önünde bulundurması, gelecekteki benzer davalarda önemli bir referans noktası oluşturacaktır. Çalışanların haklarını koruma çabaları, sadece kıdem koşullarının değil, aynı zamanda işten çıkarma sürecindeki zamanlamanın da dikkate alınmasıyla daha güçlü hale gelecektir.