Ekonomik piyasaların dengesi, son dönemde yaşanan fon krizinin karmaşıklığıyla birlikte yeni bir sınavdan geçti. Siyasal İktisatçı İnan Mutlu, bu krizin sadece tasfiye edilen fonlarla sınırlı olmadığını, daha geniş kapsamlı bir risk yarattığını vurgulayarak, dikkatli olunması gerektiğini savundu. Mutlu, ekonomi yönetiminin krizin etkilerini hafife aldığını ve bu durumun reel sektöre ciddi zarar verme potansiyeli taşıdığını belirtti.

Mutlu, “Bırakın mağduriyetlerin çözülmesini, sürecin sonunda daha çok mağdur ortaya çıkabilir” diyerek, mevcut yaklaşımların riskli olduğunu ve uzun vadede daha büyük sorunlara yol açabileceğini ifade etti. Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, ekonomi yönetiminin fon krizine yaklaşımının yalnızca tasfiye kapsamına alınan fonlarla sınırlandırılmasının riskli olduğunu, finansal piyasalardaki sarsıntının reel sektöre sıçrama ihtimalini gündeme getirdiğini söyledi. Bu yaklaşımın, krizin etkilerinin yayılmasını engelleyemeyeceğini, aksine daha fazla mağduriyet yaratabileceğini vurguladı.

Ekonomi yönetiminin krizin reel sektöre sıçraması konusunda “fazla iyimser” davrandığını belirten Mutlu, “Devekuşu gibi kafalarını kuma saklamışlar. Onlar sorunları görmeyince sorunlar da gerçek olmaktan çıkacak sanıyorlar. Tasfiye kapsamına alınan fonları karantinaya aldık, tasfiyelerle birlikte sorun çözülecek sanıyorlar. Şu benzetme yerinde olur sanıyorum. Nasıl enflasyonun kendi kendine düşmesini bekliyorlarsa bu sorunun da mevcut araçlarla zamanla çözülebileceğine inanıyorlar. Bu tutum bırakın mağduriyetlerin çözülmesini, sürecin sonunda daha çok mağdurun ortaya çıkmasına neden olabilir” dedi. Bu yaklaşımın, piyasalarda panik ve belirsizlik yaratabileceğini ve yatırımcı güvenini sarsabileceğini de ekledi.

Mutlu, fon krizinin etkilerinin yalnızca fonlara parasını yatıran vatandaşlarla sınırlı olmadığını, şirketlerin de yüksek getiri beklentisiyle bu piyasalara yöneldiğine dikkat çekti. Krediye erişim zaten 2017’den beri ucuz krediyle yüzdürülmeye çalışılan zombi şirketler için her zaman sorundu. Para piyasalarının sıkılaşması bu tür şirketlerin ayakta kalmasını zorlaştıracak. Bu fonlarda sadece vatandaş yok, yüksek getiri peşinde iştahı kabaran şirketler de var. Şirketlerin yüksek getiri beklentisiyle aldığı risklerin finansal piyasalardaki dalgalanmayla birlikte bilançolara yansıyabileceğini belirten Mutlu, yaşanan sürecin yalnızca bir fon tasfiyesi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Bu durumu Karl Marx’ın Kapital eserindeki sermaye ve getiri ilişkisi üzerinden şöyle açıkladı: “Marx, Kapital’de anlatır: Sermaye düşük kâr oranları altında ürkektir, üretime yanaşmaz. Ama yüksek getiri gördüğünde ürkekliğini bir anda unutur. Kâr oranı, bu örnekte finansal getirileri düşünelim, yükseldikçe sermayenin göze alamayacağı risk yoktur. Ta ki sahibi asılana kadar. Finansallaşma da bu anlamda sermayenin ‘getiri şövalyeliğinin’ kurumsallaşmasıdır.