Gerald Blanchard, modern suç tarihindeki en ilginç figürlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Genç yaşına rağmen, olağanüstü bir zeka ve teknolojiye olan hakimiyeti sayesinde, geleneksel yöntemlerle yakalanamaz hale gelmişti. İlk başlarda mağazalardan hırsızlık yaparak, sahte fişlerle bu işi profesyonelce yürütmüş, ardından annesinin evini kamerayla ‘vlog’ gibi kullanarak ün kazanmıştı. Bu süreçte, suçun karmaşık bir sanat haline gelmesine katkıda bulunmuş, teknolojiyi de suç işleme yöntemine entegre etmişti.
Polis merkezinde tavanlara tırmanan, dedikodularla aile fotoğraflarını çalan ve kelepçeli elleriyle kaçan Blanchard, suç dünyasında adını duyurmuştu. Viyana’nın Schönbrunn Sarayı’nda Sisi’nin Yıldızı elmasını çalarken sergiyi özel VIP turunu kullanarak avantaj elde etmiş, rehber anlatımını manipüle ederek mücevheri çalmıştı. Bu soygun, sadece bir hırsızlık değil, aynı zamanda bir strateji ve teknik gösterisiydi. ATM’leri tek tek soyarak bankaları dolandırdığı operasyonlarda, işçi kılığında şantiyelere sızarak ATM kilitlerinin modellerini çıkarmış, bebek kameralarıyla banka içini 7/24 izlemiş ve açılıştan önceki gece çatıdan girip alarmları öttürmeden yüz binlerce doları boşaltmıştı.
Blanchard’ın suç ağı, sadece Kanada’ya değil, Mısır’daki uluslararası sahte kart şebekesiyle de bağlantılıydı. Sahte kimliklerle açtığı onlarca hesap, özel uçakları ve lüks hayatıyla “uçurtma operasyonu” adı verilen büyük bir takibe takılmıştı. Ancak, suç dünyasının en büyük özelliği, Blanchard’ın polislere verdiği tüyolardı. Reddedemeyecekleri bir teklif yaparak, bankacılık ve güvenlik açıklarını anlatma, çalığı paraları iade etme ve Sisi’nin Yıldızı mücevherini teslim etme karşılığında ceza indirimi istemişti. Bu tüyolar sayesinde, 168 yıl hapis cezasının 8 yıla düşürülerek serbest kalmıştı.