Türkiye’nin güvenlik güçleri arasında yaşanan talihsiz olaylar, son dönemde acı bir şekilde dillere düşmüş durumda. Son birkaç ayda, ülke genelindeki farklı bölgelerden gelen raporlar, polis memurları arasında intihar vakalarındaki artışın, sadece bireysel sorunlarla değil, aynı zamanda sistemik bir sorunun da tezahürü olduğunu gösteriyor. Tunceli Nizamiye’de görevli Gülbettin P., Balıkesir’de emekli memuru Murat Budak, Konya Ereğli’de görevli İrfan T., Şırnak Cizre’de görev yapan Serhat S., Kocaeli Karamürsel’de görevli Niyazi Y., Ankara’da emekli Ali Şekeroğlu, Tekirdağ Muratlı’da emekli Recep Şantürk ve Ankara’da görev yapan İbrahim I. K. gibi isimler, yaşamlarını son noktaya getirecek üzücü olaylara kurban olmuşlardır. Bu durum, toplumsal dayanışma ve devletin güvencesi eksikliğinin çarpıcı bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu acı tablo, 2025 ve 2026 yıllarında daha da derinleşmiş, 82 emniyet mensubunun intihar etmesi ve 68’inin emekli olmasıyla birlikte, geleceğe yönelik umutları sarsmıştır. Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, YENİ Parti İzmir Milletvekili Murat Bakan, bu tür olayların trajik bir tesadüf olmadığını, aksine, derin yapısal sorunların bir sonucu olduğunu vurgulayarak, “Bakanlar değişiyor, anlayış değişmiyor. Her yeni bakanla yeni bir umut besledik, her defasında aynı duvara çarptık. Polis intiharlarının araştırılması için verdiğim Meclis araştırma önergeleri de her seferinde iktidar oylarıyla reddedildi” şeklinde güçlü bir eleştiri yöneltmiştir. Bakan’ın bu ifadeleri, sorunun sadece bireysel değil, sistemik bir kökeni olduğunu ve çözüm için acil ve kapsamlı bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu durumun aciliyetini vurgulamak adına, dört ilde bir günde dört kolluk mensubunun hayatını kaybetmesi üzerine yöneltilen sorular da önemli bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü’nde 2020-2026 arasındaki intihar verileri, psikolojik destek ihtiyacı ve bu konuda verilen eksik cevaplar, sorunun ne kadar ciddi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bakan, “Hâlâ cevap yok. Cevap vermemek de bir cevaptır” diyerek, yetkililerden şeffaflık ve hesap verebilirliği talep etmektedir. Bu noktada, “Mesleğinin daha ikinci ayındaki bir genç neden hayatına son verir?”, “Üniformasını giyeli sekiz hafta olmuş bir insanın önünde gördüğü manzara nedir?”, “Ve bir ömür bu devlete hizmet etmiş, emekli olmuş bir polis memuru, huzur içinde çocuklarının mürüvvetini göreceği bir dönemde neden Anayasa Mahkemesi'nin karşısında, boynunda bayrakla canına kıyar?” gibi sorular, bu trajik durumun ardındaki karmaşıklığı ve acıyı daha iyi anlamamızı sağlamaktadır.

Bakan, intihar eden bazı polis mensuplarının, amir baskısı ve mobbing nedeniyle geride bıraktıkları notları da vurgulayarak, bu sorunun çözümü için acil adımlar atılması gerektiğini belirtmektedir. “Ben bu notları önergelerime ekledim, Meclis kürsüsünden okudum. Bugüne kadar bu notlarda adı geçen kaç amir hakkında işlem yapıldı? Kaç idari soruşturma açıldı?” soruları, sorunun sadece bireysel değil, sistemik bir sorunun da tezahürü olduğunu göstermektedir. Polislerin, amirlerinin iki dudağı arasında yaşayan, şikâyet ettiğinde başına ne geleceğini bilen bir insan haline getirildiği vurgulanarak, bu durumun insan onuru ve adalet anlayışına aykırı olduğu belirtilmektedir. Bu durum, sendikasyon eksikliğinin ve devlet korumasının olmaması nedeniyle ortaya çıkan, temel bir güvenlik ve destek ihtiyacının da bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.”