Tıp dünyasında, kilo verme konusundaki geleneksel yaklaşımlar artık sınırlarını aşarken, bilim insanları, bireylerin vücutlarında farklı şekillerde tepki verdiğini gösteren yenilikçi bulgulara odaklanıyor. Özellikle, popüler zayıflama ilaçları olan GLP-1 agonistlerinin etkinliğinin sınırlı kalması, kişiye özel tedavi yöntemlerine yönelme ihtiyacını artırmış durumda. Toronto ve Tufts üniversitelerinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar, kilo verme sürecinde genetik ve hormonal faktörlerin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Son araştırmalar, semaglutid ve tirzepatid gibi GLP-1 agonistlerinin, kullanıcıların yalnızca %10-15’inin hedeflenen kilo kaybını elde ettiğini gösteriyor. Bu durum, ilacın etkisini artıran ek faktörlerin araştırılmasına yol açtı. Özellikle, menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda, östrojen hormon replasman tedavisi alan kişilerin ilaçla birlikte daha hızlı ve belirgin kilo vermesi dikkat çekici bir bulgu olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, vücudun hormon dengesinin, ilaçların etkisini önemli ölçüde etkileyebileceğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, kadın cinsiyet hormonu olan östrojenin, beyindeki iştah kontrol merkezlerindeki GLP-1 ile sinerjik bir etki yaratarak besin alımını önemli ölçüde azaltabileceğini tespit etti. Ayrıca, 28 bin kişinin DNA verilerinin incelenmesi sonucunda, GLP-1 reseptör geninde belirli bir varyant taşıyan bireylerin ilaçlara karşı daha yüksek bir yanıt sergilediği belirlendi. Bu genetik farklılık, bireylerin ilacın etkisine karşı daha duyarlı olmalarını sağlıyor. Ancak, bilim insanları, tek başına genetik verilerin reçete yazmak için yeterli olmadığını, metabolizma farklarının da dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.