Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın New York'taki yoğun programı, özellikle Irak'a yönelik gerçekleştirdiği kritik ziyaret, bölgedeki siyasi dengelerin yeniden şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Kameraların yoğun ilgisiyle takip ettiği bu görüşmelerde, 'Turp' olarak bilinen önemli bir aktör olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak'taki Peşmerge Güçleri ile doğrudan temas kurdu. Ancak bu, haftanın en kritik dosyası olarak kabul edilen bir gelişmeydi; Erbil'den gelen bir haber, aynı anda, Irak'ta Kürdistan Demokrat Partisi'ne bağlı 80'ler ve 70'ler birliklerinin Peşmerge Bakanlığı'na dahil edilmesiyle daha da önem kazandı.

Erbil'den gelen bu duyuru, Peşmerge Güçlerinin artık herhangi bir partinin kontrolünde kalmayacağı yönündeydi. Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (KYB) bağlı 70'ler ve Kürdistan Demokrat Partisi'ne bağlı 80'ler birliklerinin birleştirilmesiyle oluşan bu yeni yapı, Peşmerge Bakanlığı altında faaliyet gösterecek ve federal hükümetten bütçe ve silah talebinde bulunacaktı. Bu birleşme, sadece askeri bir düzenleme değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir strateji değişikliği anlamına geliyordu. Bağdat'tan da yetkililer gönderilen törende, Irak Başbakanı Ali Zeydi, bu gelişmeyi tebrik etti ve Erbil'in, 'Silah devlette olsun' demesiyle bu durumun daha da güçleneceği vurgulandı.

İki gün sonra, New York'taki aynı Bağdat, bu kez Ankara ile bir araya geldi. Ortak açıklama kısa ve öz tutulsa da, Sincar'daki gelişmelerin bölgedeki stratejik haritayı yeniden çizdiği açıktı. Irak devletinin otoritesinin Sincar'da kurulması, ‘yasaklı yabancı silahlı unsurların’ bu bölgeden uzaklaştırılması hedefleniyordu. Buna karşılık Türkiye, Musul yakınlarındaki Başika-Zilkan yerleşkesini kademeli olarak Bağdat'a bırakma kararı aldı. Sincar, bölgedeki en kritik ilçelerden biriydi; Sincar Direniş Birlikleri (YBŞ), PKK'nın uzantısı olarak biliniyordu. Bu dağlık arazi, ‘İkinci Kandil’ olarak adlandırılıyor, tünelleri ve Türkiye-Suriye sınırına 80 kilometrelik mesafesiyle Kandil-Mahmur-Sincar hattını batıya açıyordu. PKK için bu bölge, sadece bir dağ değil, aynı zamanda Suriye'ye silah ve insan akışını sağlayan bir kapı görevi görüyordu.

Zeydi'nin eylül başında silah tesliminin başlayacağını söylemesi, bu ortak iradeyi iki ülkenin de paylaşmasına yol açtı. Sincar'da devlet otoritesi kurulursa, burası ikinci bir karargâh olarak kalamazdı. Suriye'de benzer bir durum, Ağustos sonunda Mazlum Abdi tarafından SDG'nin bağımsız askeri güç olarak feshedilmesi ve unsurların Suriye ordusuna katılmasıyla gerçekleşmişti. Ahmed eş-Şara, kısa süre sonra Abdi'ye cumhurbaşkanlığı danışmanı görevini verdi. PKK içinden Cemil Bayık, Abdi'nin “Halkın içinde kalacağım” dediğini hatırlatarak görevi kabul etmesini eleştirirken, ayrı duran silahlı alanın kaybolmasına ve Suriye'den Irak'ın merkezileşmesine karşı çıkıyordu. PKK'nın Suriye ayağı düşüncesi, Irak ayağının daha görünür hale gelmesine neden olmuştu. Kandil, Gara ve Zap'daki mevzilerin boşalmasıyla Sincar da bu listede yerini almıştı. Örgütün hareket sahası daralıyor, geriye daha sarp ve izole bir coğrafya kalıyordu. Ancak, Öcalan'a rağmen Türkiye'deki sürece direnmesi için bu alan yeterli değildi. Sincar, IŞİD sonrası dönemde Haşdi Şabi, yerel milisler ve farklı dış aktörlerin iç içe geçtiği bir bölgeydi. Bağdat'ın ‘Silah devlette olsun’ demesi, YBŞ'yi sıkıştırmış ve resmi kurum dışında hareket eden diğer grupları da zorlamıştı. İş bitmiş değil; yılların pratikleri söz konusuydu. Yeni komutanlıklar, eski coğrafyaya göre bölünmüş görünüyor, asayiş ayrı duruyor. Sincar'da silah teslimi yeni, Başika'nın takvimi ise belirsiz. Suriye'deki entegrasyon da sahada test edilecek. Trump'ın bölgedeki devletleri bölen perspektifini terk etmesiyle birlikte, coğrafyamızda kullanışlı örgütlere yer olmaması ve yönetimlerin merkezileşmesi, Türkiye'nin stratejik yaklaşımında yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.