Toplumsal huzurun ve adaletin tesis edilmesi, her uygarlığın temel hedeflerinden biri olmuştur. Ancak, günümüz Türkiye'sinde, adalet arayışı, karmaşık sosyo-ekonomik ve siyasi dinamiklerin etkisiyle kimi zaman belirsizliğe ve hayal kırıklığına yol açmaktadır. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, yazar Bernhard Schlink'in ‘Geçmişe İlişkin Suç ve Bugünkü Hukuk’ adlı eserinden esinlenerek kaleme aldığı açık mektubu, bu durumun acı bir şekilde somut örneklerini sunmaktadır.
Mektupta, yazarın geçmişte işlenen suçların zaman aşımına uğraması durumunda bile, adaletin sağlanması gerektiği vurgusu, özellikle de dolandırılma vakası gibi bireysel travmaların, adalet sistemine duyulan güveni nasıl yok edebileceği konusundaki endişeler, dikkat çekici bir şekilde ele alınmaktadır. Mağdurun yaşadığı aşağılanma, acı, öfke ve öç duyguları, adalet arayışının önündeki en büyük engellerden biri olarak kabul edilmektedir. ‘Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti’ ve ‘Narin Güran olayı’ gibi travmatik olayların hatırlatılması, adaletin sadece cezalandırma değil, aynı zamanda mağdurun iyileşme sürecine odaklanması gerektiğini göstermektedir.
Mektupta, adalet sistemine olan güvenin, özellikle de “proje iktidarlar”ın yarattığı ortamda, ciddi şekilde zedelendiği ve yeniden tesis edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Güven ortamının ve yaptırım gücünün sağlanması, bir vatandaş olarak adalete olan inancı besleyen temel unsurlardır. Ancak, günümüz Türkiye'sinde, hukuksuzluğun yaygınlığı ve suçluların faaliyette bulunmaya devam etmesi, bu inancı sarsmaktadır. Mektupta, mevcut durumun sadece adalet sisteminin aksak çalışmasından değil, aynı zamanda, suç işlemeye devam eden faillerin de toplumsal yaralara neden olduğu vurgulanmaktadır. Bu durum, adalet arayışının çok boyutlu bir yaklaşım gerektirdiğini göstermektedir.