Birleşmiş Milletler'in 81. Genel Kurulu'nda yaptığı çarpıcı konuşmada Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama, Afrika kıtasının küresel kalkınma hedeflerine ulaşma yolundaki yaklaşımında radikal bir değişime ihtiyaç duyduğunu ilan etti. Mahama, Afrika'nın artık dış yardıma muhtaç bir yapı olmadığını, aksine uluslararası toplumla eşit bir ortaklık temelinde, karşılıklı saygı ve güven üzerine kurulu bir sistem talep ettiğini vurguladı. Bu yeni paradigma, Afrika'nın kendi potansiyelini ortaya koymasına ve küresel sorunlara aktif olarak çözüm üretmesine olanak tanıyacaktı.

Mahama, mevcut yardımların kısa vadeli çözümler sunduğunu ve uzun vadeli, sürdürülebilir kalkınmayı engellediğini savundu. Kıtada, insan sermayesine, sanayileşmeye ve iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik yatırımların artırılması gerektiğini, özellikle gelişmekte olan ekonomilerin beşeri sermayeye erişimini kolaylaştıracak, uygun maliyetli ve erişilebilir imtiyazlı finansman kaynaklarına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Bu yaklaşım, Afrika'nın kendi kaynaklarını daha etkin kullanmasına ve küresel ekonomiye daha fazla katkıda bulunmasına imkan sağlayacaktı.

Cumhurbaşkanı Mahama, Afrika'nın küresel arenadaki konumunu yeniden tanımlarken, kıtanın sahip olduğu benzersiz avantajları da vurguladı. Afrika, dünyanın en genç nüfusuna, geniş tarım arazilerine, zengin kültürel dinamizme ve küresel yeşil enerji dönüşümünü hızlandıracak kritik minerallere ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaynaklar ve insan gücü birleştiğinde, Afrika'nın küresel kalkınma çabalarında daha önemli bir rol üstlenebileceği düşünülüyordu. Aynı zamanda, Gazze'deki insani krizi ve Filistin halkının yaşadığı zulmü de ele alarak, uluslararası toplumdan acil ve kalıcı çözümler talep etti.

Mahama, Filistin Devleti'nin tanınmasına yönelik Gana'nın desteğini sürdürmeye devam edeceğini ve İsrail ile Filistin arasında barış ve güvenlik içinde yaşayabileceği, sınırların güvence altına alındığı müzakere edilmiş iki devletli çözümü destekleyeceğini açıkladı. Ayrıca, Sudan gibi dünyanın farklı bölgelerinde devam eden çatışmalara da dikkat çekerek, uluslararası toplumun daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurguladı. Toplu cezalandırma, zorla aç bırakma ve kitlesel yerinden etme gibi uygulamaların uluslararası hukukun açık ihlalleri olduğunu hatırlatarak, sivillerin korunması ve insan haklarının ihlal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Bu adil ve sürdürülebilir yaklaşım, Afrika'nın küresel toplulukta daha saygın bir rol oynamasına katkıda bulunacaktı.