Gazze'nin kalbinden yükselen umutlar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Mahmud Abbas'ın güçlü ve duygusal bir vasiyetini barındırıyor. Filistin delegasyonunun vize alamamasıyla başlayan gerilim, Abbas’ın BM kürsüsünden yaptığı konuşma ile tırmandı. Bu durum, uluslararası arenada Filistin halkının yaşadığı acıları ve adaletsizlikleri gözler önüne seriyor.

Konuşmasında Abbas, İsrail’in uyguladığı politikaların Filistinliler üzerinde yarattığı yıkımı çarpıcı bir dille anlatırken, hedef alınan yaşam tesislerine dikkat çekti. Hastaneler, okullar, ibadethaneler ve diğer temel ihtiyaçlara yönelik saldırılar, sadece bir savaşın değil, aynı zamanda insanlığa karşı işlenen bir suçun işareti olarak vurgulandı. Yerleşimci terörün işgalci güçlerin gözetiminde artan şiddeti, devlet terörizmi ve etnik temizlik iddiaları Abbas’ın ifadeleriyle desteklendi. Bu durum, bölgede barış ve güvenlik için ciddi bir uyarı niteliğindedir.

Filistin halkının karşılaştığı acılar, Abbas’ın sözcükleriyle daha da belirginleşiyor: Öldürülen, aç bırakılan ve yerinden edilen masum insanlar. Amaçlarının, Filistinlileri kendi topraklarında yaşatmamak olduğu ifade ediliyor. Bu iddia, İsrail’in iki devletli çözümü yok etme çabalarıyla birleşince, bölgedeki istikrar ve barış için yeni bir tehlike sinyali veriyor. Uluslararası toplum, bu acımasız politikaların sonuçlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmeli ve Filistin halkının haklarını korumak için harekete geçmelidir.

Mahmud Abbas’ın BM’ye yaptığı bu çağrı, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda Filistin halkının direnişinin ve adaletin talebinin yükseltilmesi olarak da okunmalıdır. İşgalin sona ermesini talep eden Filistin halkı, cezalandırılmamalı, yerine hukukun üstünlüğünün ve insani değerlerin hakim olduğu bir düzen kurulmalıdır. Bu, sadece Filistin halkı için değil, tüm dünyanın barış ve adalet arayışına katkı sağlayacak önemli bir adım olacaktır.