Damon Cezaevi'nin duvarları, sadece bir hapishaneyi değil, aynı zamanda umutsuzluğun ve çaresizliğin de bir simgesi haline geldi. 36 yaşındaki Beraa Ebu Hadice, İsrail rejiminin Damon Cezaevi'nde tuttuğu hamile Filistinli esirlerden sadece bir tanesi. Avukatıyla gerçekleştirdiği görüşme sonrasında, yaşadığı acı ve ıstırap dolu günleri gözler önüne serdi. Beraa'nın hikayesi, İsrail hapishanelerindeki insan hakları ihlallerinin acı bir örneğini temsil ediyor.
Gözaltına alındığı andan itibaren Beraa'nın başına gelenler, bir kabusun ötesinde, insan onuruna açık bir saygısızlık. Gözleri ve elleri plastik kelepçelerle sıkıca bağlandı, saatlerce bilinmeyen bir yerde tutuldu. Bu süreçte, çıplak aramaya maruz kaldı, karın ağrısı ve kanama gibi yaşamı tehdit eden durumlara sürüklendi. Bu olaylar, Beraa'nın bedenine ve ruhuna uygulanan acımasız bir saldırı olarak değerlendiriliyor.
Şaron Cezaevi'ne nakli edilip, ardından yaklaşık beş gün boyunca temel ihtiyaçları karşılanmadan, yetersiz koşullarda bir hücrede tutulması, Beraa'nın yaşadığı çileyi daha da artırdı. Yattığı yatak, hamile bir kadının ihtiyaçlarına uygunsuzdu; battaniyede kötü kokular, yastık bulunmaması, yaşam koşulları kabul edilemez seviyedeydi. Duş alması dahi engellendi ve kendisine yedek kıyafet veya havlu bile verilmedi. Koğuştaki hamile kadınlara, özel beslenme ihtiyaçları karşılanmadı; yiyecekler “az ve kötü” olarak tanımlandı.