İsrail’in geçmişteki gizli operasyonlarına dair perde aralan ilk detaylar, Eski Başbakan Ehud Olmert’in Channel 12’ye yaptığı açıklamalarla geldi. 2007’de Suriye’nin doğusundaki el-Kibar tesisine yönelik gerçekleştirilen hava saldırısının ardındaki karmaşık süreç, uzun yıllar sonra ilk kez kapsamlı bir şekilde anlatıldı. Operasyonun temelinde, Mossad’ın genç bir görevlisinin, Suriye’nin gizli bir nükleer program yürüttüğüne dair şüphelerini dile getirmesi ve bu konuda yılmadan çabalaması yer aldı.
Olmert, operasyonun mimarı olarak tanımladığı bu genç görevlinin, kimliği açıklanmayan “Anat” olarak bilindiğini vurguladı. Anat, Mossad’daki eğitimini tamamladıktan sonra, İran’ın nükleer programı yerine Suriye’nin potansiyel faaliyetlerine odaklanarak, istihbarat toplama çalışmalarına başladı. Başlangıçta, Anat’ın elinde somut bir kanıt bulunmamasına rağmen, elde ettiği parçaların Suriye’nin gizli bir program yürütme ihtimalini güçlendirdiğini aktardı. Bu durum, Mossad içindeki bazı kesimlerin Suriye’de nükleer bir tehdit olmadığını düşünmesine neden oldu.
Anat’ın ısrarı, üstlerinin bu şüpheleri ciddiye almasını sağlamadı. Suriye Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı İbrahim Osman’a yönelik yapılan iki ayrı istihbarat operasyonu da sonuçsuz kalmış, Mossad içinde “Suriye’de nükleer program yok” görüşünün pekişti. Ancak Anat, çalışmalarına devam etti ve ısrarı nedeniyle kurum içinde bir değerlendirme süreci başlatıldı. Görevli, daha sonra Mossad’da kalmayı sürdürdü ve üst düzey görevlere yükseldi. Mossad Başkanı Meir Dagan’ın, Anat’ı da Suriye’deki tesisin ortaya çıkarılmasına ilişkin kritik toplantılardan birine çağırdığı ve diğer katılımcıların söylemediklerini dile getirebilecek kişilere yer vermeyi tercih ettiği belirtildi.
Toplantıya, Dagan’ın yanı sıra Tamir Pardo, Amnon Sofrin ve kimliği gizli tutulan bir Mossad yetkilisi de katıldı. İstihbarat brifingi sonucunda, başbakan olan Olmert, İsrail’in tesisi ortadan kaldırması gerektiğine karar verdi. Önceliğinin, istihbaratın tesisi neden daha önce fark edemediğini araştırmak değil, nükleer kapasitenin ortadan kaldırılmasını sağlamak olduğunu vurguladı. Operasyon sırasında Suriye ile kapsamlı bir savaş çıkması ihtimaline karşı da hazırlık yapıldı ve hatta İbrahim Osman’ın kaçırılması gibi riskli bir seçeneğin değerlendirildiği ortaya çıktı. Bu operasyon, İsrail’in uluslararası arenadaki itibarını zedeleyebilir mi, Suriye ile ilişkileri nasıl etkileyecek soruları, olayın ardındaki detayların açığa çıkmasıyla birlikte daha da önem kazandı.