Dünyanın dört bir yanındaki yaşam alanları, iklim değişikliğinin acı sonuçlarıyla mücadele ederken, bu mücadelenin adaletli olup olmadığı sorusu ön plana çıkıyor. Uzmanlar, iklim krizinin etkilerinin eşit dağılmadığını, özellikle savunmasız grupları hedef aldığını vurguluyor. 1,1 milyar çocuk, en çok etkilenen kesimlerden biri olarak, gelecekteki yaşamları için en az üç önemli iklim tehlikesine maruz kalıyor.
İklim adaleti kavramı, iklim politikalarının sadece çevresel hedeflere odaklanmak yerine, toplumsal eşitsizlikleri de dikkate alması gerektiğini savunuyor. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim krizinin etkilerinin gelir, yaş, çalışma koşulları ve sağlık durumu gibi faktörlere göre önemli ölçüde değiştiğini belirtiyor. Yaşlılar, açık alanda çalışanlar, çocuklar ve kronik rahatsızlıkları olan bireyler, bu tehlikeli etkilerden daha fazla zarar görüyor. Bu durum, iklim politikalarının etkili bir şekilde uygulanabilmesi için, bu hassas grupların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurması gerektiğini ortaya koyuyor.
UNICEF’in raporlarına göre, dünya genelinde 1,1 milyar çocuk, kuraklık, aşırı sıcaklar ve sıcak hava dalgaları gibi en az üç örtüşen iklim tehlikesine maruz kalıyor. Bu durum, çocukların eğitimine de doğrudan etki ediyor. UNICEF’in analizlerine göre, 2025 yılında 171 milyon öğrencinin eğitimi, fırtınalar, seller, sıcak hava dalgaları gibi iklim kaynaklı tehlikeler nedeniyle aksadı. Eğitim kesintisi, çocukların geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor ve eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.
İklim krizine karşı mücadelede, sadece sera gazı emisyonlarını azaltmaya odaklanmak yeterli değil. Enerji dönüşümünün, işçilerin ve kömür bölgelerindeki yerel ekonomileri koruyacak şekilde planlanması gerekiyor. Özlem Katısöz’e göre, iklim politikalarının başarısı, adil bir dönüşümün sağlanmasına bağlı. Aksi takdirde, iklim adaleti sağlanmadan, iklim politikaları etkili bir şekilde sonuç vermeyecektir.