Kars’ın bereketli ovalarında, 2 bin 840 metre yüksekliğinde, kekik ve diğer aromatik bitkilerle dolu yaylaların derinliklerinde, adeta bir zaman yolculuğu yapılıyor. Boğatepe köyünde, nesilden nesile aktarılan asırlık bir peynir sanatı, modern tesislerin imkanlarıyla birleşerek eşsiz bir lezzet deneyimi sunuyor. Bu peynir, sadece tadıyla değil, üretim yöntemleriyle de adeta bir şaheser.

Yüksek rakım, bitki çeşitliliği ve ineklerin doğal beslenmesi, gravyer peynirinin kalitesini belirleyen en önemli unsurlardır. Sabahın erken saatlerinde, köylüler, büyükbaş hayvanlarını bu zengin yaylalara götürüp, elde ettikleri doğal sütlerle, geleneksel yöntemlere uygun olarak gravyer peyniri yapıyor. Bu süreçte, her bir bitki türünün sütteki etkileri ve peynirin lezzetine kattığı farklı aromalar göz önünde bulunduruluyor. Üretim, sabır ve özen gerektiren, adeta bir sanat eseri yaratma çabasıdır.

Peynir yapımında kullanılan yöntemler, yüzyıllardır aynı şekilde uygulanıyor. Süt önce özel kazanlarda yüksek sıcaklıkta pişiriliyor, ardından süzülerek peynir parçacıkları elde ediliyor. Bu parçacıklar, ince süzgeçli poşetlere yerleştirilerek, daha sonra kalıplara dolduruluyor. Kalıpların içindeki ağırlıklar, peynirin süzülme sürecini kontrol ederek, istenilen sertlikte bir gravyer elde edilmesini sağlıyor. Bu uzun ve titiz süreçte, peynirin lezzeti ve dokusu, dikkatli bir şekilde ayarlanıyor.

Son olarak, gravyer, dinlendirme odasında soğuk hava koşullarında bekletilip, tuzlu suya batırılarak sertleştiriliyor. Bu işlem, peynirin lezzetini yoğunlaştırırken, aynı zamanda raf ömrünü de uzatıyor. Kars’ın eşsiz bitki örtüsüyle beslenen ineklerin sütünden üretilen bu gravyer, 4 yıl boyunca tazeliğini koruyarak, hem yerel halkın hem de turistlerin damak zevkine hitap ediyor. Bu peynir, sadece bir gıda ürünü değil, aynı zamanda Kars’ın doğal güzelliklerinin ve geleneksel yaşam tarzının bir sembolü olarak da kabul görüyor.