Türkiye’nin modernleşme sürecinde, emek üzerindeki sömürünün kronikleştiği ve bu sömürünün toplumsal, siyasi ve ekonomik hayatın her alanını derinden etkilediği bir gerçeği, Prof. Erinç Yeldan’ın Habertürk’teki değerlendirmesiyle yeniden gündeme getiriyor. 1980’li yılların başından itibaren, kapitalist sistemin Türkiye’ye getirdiği sömürünün, 1979’daki emek mücadelesinin doruk noktasından sonra adım adım, katlanarak arttığı, bir tür ‘sömürünün zorbalığı’ olarak tanımlanabilir.
1980, sadece Türkiye için değil, dünya genelinde sermaye-emek ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu. Bu yıl, sermayenin emeğe dayatılan sömürünün, ‘yılbey’ gibi bir düzenlemeyle artmaya başladığı bir dönem olarak tarihe geçti. Aynı zamanda, 77’lerden itibaren gençliğin birbirine kırdırıldığı, can güvenliğinin sıfırlandığı, millete illallah dedirtildiği ve hemen ardından askeri darbenin yaşandığı, demokrasinin nasıl kırıntılar halinde parçalandığının somut bir örneğiydi. Bu dönemde, içerideki ‘Amerikalılıların’ da Pentagon’a ‘bizim çocuklar başardı’ mesajını ilettiği, dış politikanın ülkeyi ABD’nin ‘Yeşil Kuşak’ politikasının esiri yaptığı bir tablo ortaya çıktı.
Bu süreçte, 1980’de yürürlüğe giren 24 Ocak kararları, Turgut Özal liderliğindeki iktidar tarafından neoliberal entegrasyonun öncü adımları olarak sunuldu. Ancak bu kararlar, aslında ülkenin ekonomik bağımsızlığını zedeleyen, emeğin değerini düşüren ve ulusal bir devlete dönüşü önlenen bir sürecin başlangıcı oldu. Şikago Okulu’nun neoliberal ekonomik anlayışının, Milton Friedman liderliğindeki bu akımın, dünya genelinde egemenleştiği ve kurumsallaştığı bir dönem başladı. Şili’deki Pinochet diktatörlüğü, bu modelin ilk pratik uygulamasının yapıldığı, kanla yazılmış bir ders kitabı niteliğindeydi. 11 Eylül 1973’te General Augusto Pinochet’in CİA yönetiminde gerçekleştirdiği askeri darbe, demokratik yollarla seçilmiş sosyalist Devlet Başkanı Salvador Allende’nin yönetimini devirerek, Allende’nin başkanlık sarayında hayatını kaybetmesine neden oldu.
Şili örneği, neoliberal ekonomi modelinin, özelleştirme, ücretlerin düşürülmesi ve sendikasızlaştırma gibi politikalarla nasıl hayata geçirilebileceğinin ve bunun insan hakları ihlallerine yol açabileceğinin acı bir örneğiydi. 3 bin 200’den fazla insanın infaz edilmesi veya ortadan kaldırılması, 38 bin 254 kişinin rejim süresince hapsedilmesi ve sistematik işkenceye maruz kalması, bu modelin karanlık yüzünü gözler önüne serdi. Şikago Okulu’nun serbest piyasa, özelleştirme ve kuralsızlaştırma ilkelerinin, küresel bir dönüşümün ilk durağı olduğu Şili, demokrasinin ve insan haklarının nasıl çiğnenebileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.