Yargı arenasında yaşanan karmaşık bir olay zinciri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Tuzla’daki açılış konuşması sonrası hakkında açılan davada yeniden gündeme gelmiş durumda. Olay, 25 Ekim 2022’de gerçekleşen Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi açılışında, Başkan İmamoğlu’nun kullandığı ifadelerin ‘kamu görevlisine hakaret’ olarak değerlendirilmesiyle başladı. İlk derece mahkemesi olan İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nin iki kez verdiği beraat kararları, İstinaf Mahkemesi olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi tarafından bozularak dosyanın yeniden ilk derece mahkemesine gönderilmesi sürecini tetiklemişti.

Bu durum, hukuki süreçlerde usul hatalarının nasıl önemli sonuçlara yol açabileceğini gözler önüne seriyor. Başlangıçta, İmamoğlu’na yöneltilen suçlama, “nezaketsiz” olarak tanımlanan sözcüklerin, kamu görevlisine yönelik hakaret içerdiği iddiasına dayanıyordu. TCK’nin 125. maddesi uyarınca bu iddia değerlendirilmiş, ancak mahkemelerin beraat kararları, sanığın suçtan kurtarıldığını açıkça göstermişti. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesi açısından da önemli bir tartışma yaratmıştı. Hukuk uzmanları, bu tür durumlarda mahkemelerin, suçun tanımını ve yükümlülükleri dikkatli bir şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma gerekçesi, duruşma sürecinde sanığın savunmasının yeterince değerlendirilmemesi yönündeydi. Sanığın, duruşmaya katılamaması da bu usul hatasının bir parçasıydı. Kartal’daki mahkemedeki duruşmaya gitmek üzere yola çıkılan İmamoğlu’nun, yolun yarısında araç arızası nedeniyle Silivri’deki cezaevine geri dönülmesi, sürecin karmaşıklaşmasına neden olmuştu. Bu durum, sanığın savunmasını yapmasına engel olmuş, mahkemenin de kararı etkileyen bir faktör oluşturmuştu. Bu olay, yargılama süreçlerinde teknik aksaklıkların ve dış etkenlerin nasıl sonuçları değiştirebileceğinin bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Sonunda, 11 Eylül 2026’da Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda yapılan duruşmada sanık İmamoğlu, savunmasını sunmuş ve hakaret iddialarını reddetmişti. Bu savunma, Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma gerekçesini ortadan kaldırmış, mahkeme tekrar beraat kararı vermişti. CMK’nin 193. maddesi, sanığın sorgusuz davasının yokluğunda bitirilmesinin mümkün olduğunu belirtiyor. Bu da Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararının usul açısından haklı olduğunu gösteriyordu. Bu karmaşık yargılama süreci, hukukun sağlıklı işlemesi için usul kurallarına uyumun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuş oldu.