Ekrem İmamoğlu, mevcut siyasi atmosferde adaletin sadece fiziksel bir yapıya indirgenemeyeceğini savunarak, Avrupa’nın en büyük mahkeme salonu projelerinin anlamını sorguladı. İmamoğlu, bu tür gösterişli yapılarla adalet tesis edilemeyeceğini, bunun yerine daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir yaklaşımın gerektiğini vurguladı. “Büyük salonlar, adaletin mimarı olmaktan ziyade, sadece bir sembol haline gelebilir,” şeklinde bir değerlendirme yaparak, iktidarın bu tür gösterişli yatırımlara odaklanmasının, gerçek adaletin sağlanması için yeterli olmadığını ima etti.
Belediye Başkanı İmamoğlu, aynı zamanda Bahçelievler’de gerçekleştirilen kapsamlı sosyal ve kültürel projeleri de dikkat çekici bir örnek olarak gösterdi. Özellikle 24 Nisan’da açılan 700 araçlık otoparklı Milli Egemenlik Stadı’nın, sadece spor alanında değil, aynı zamanda kreş, spor kulübü tesisi, sosyal tesis, İSMEK kursları ve ders atölyeleri gibi çeşitli ihtiyaçları karşılayan çok yönlü bir merkez olduğunu ifade etti. Bu projelerin, bölgedeki yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını ve yerel halka yönelik kapsamlı bir yatırım anlayışının somut bir kanıtı olduğunu savundu.
İmamoğlu, iktidar ile belediye arasındaki zihinsel farklılıkları da net bir dille ortaya koyarken, “Zihniyet farkı işte budur” ifadesini kullanarak, mevcut durumun temel nedenini işaret etti. Bu farkın, toplumun beklentileriyle ve ihtiyaçlarıyla örtüşmediğini, bu nedenle daha farklı ve kapsayıcı bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Milletin bu farklılığın farkında olduğunu ve bunun da toplumsal telaşların temel kaynağı olduğunu belirterek, eleştirel bir bakış açısı sergiledi.
Son olarak, İmamoğlu’nun sosyal medya paylaşımları, adalet anlayışına yönelik eleştirisini pekiştirdi. Büyük mahkeme salonları projesine yapılan yatırımı eleştirirken, aynı bütçeyle Bahçelievler’de gerçekleştirilen devasa yatırımların, toplumun gerçek ihtiyaçlarına yönelik daha etkili bir yatırım olduğunu vurguladı. Bu paylaşımlar, İmamoğlu’nun adalet, eşitlik ve kapsayıcılık ilkelerine bağlılığını ve belediyecilik anlayışının bu değerlerle örtüştüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.”}