Türkiye’nin altyapı projeleri, uzun yıllardır tartışma konusu olmuş durumda. Son olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 boğaz köprüsü ve 8 otoyol özelleştirme sürecine girdi. Ancak bu hamlenin arkasında yatan ekonomik ve sosyal hesaplamalar, muhalefet ve sendikalar tarafından sorgulanıyor. Yapı-Yol Sen’in hazırladığı detaylı rapor, özelleştirme sürecinin halkın çıkarlarına uygun olup olmadığını tartışma zemini sunuyor.

Sendika, özelleştirme bedelinin 3,5-4 milyar dolar olarak belirlenmesini kabul etmekle birlikte, bu bedelin projelerde elde edilecek potansiyel gelire kıyasla son derece düşük olduğunu savunuyor. 2026 yılı Ocak verilerine göre özelleştirilen otoyol ve köprülerin aylık gelirinin 3 milyar 340 milyon TL (70 milyon dolar), yıllık gelirinin 40 milyar TL (840 milyon dolar) ve 30 yıllık gelirinin 1 katrilyon 200 milyar TL (25,2 milyar dolar) olarak tahmini edilmesi, sendika tarafından büyük bir eksiklik olarak değerlendiriliyor. Sendika, ‘30 yılda yaklaşık 30 milyar gelir elde etmesi beklenen köprü ve otoyollar beklenen gelirinin neredeyse onda birine satılmak isteniyor’ diyerek, bu durumun kamu kaynaklarının haksız yere sermayeye aktarılmasına yol açacağını belirtiyor. Bu durum, kamusal kaynakların sömürülmesine ve halkın refahının göz ardı edilmesine açık bir davettir.

Sendika, özelleştirme sürecine yönelik iddiaları da çürütmeye çalışıyor. ‘Bu bir mülkiyet satış işlemi değildir. Sadece 30 yıllığına işletme devri yapılacaktır’ şeklindeki açıklamaların, özelleştirmelerde halkı yanıltmak için kullanılan bir argüman olduğunu savunuyor. FSM Köprüsü’ndeki 80 yıl gidecek bakım çalışmalarının, şirkete devir alırken varlık üzerinde bir avantaj sağlamak amacıyla yapıldığını vurguluyor. Ancak sendika, özelleştirme sürecinin aslında kamu kaynaklarının sermayeye aktarılması ve halkın yükünün artırılması anlamına geldiğini belirtiyor. Ayrıca, fizibilite çalışmaları sırasında bazı bağlantı yollarının ve şehir geçişlerinin ücretli hale getirilebileceği bilgisini sunarak, özelleştirme sonucu şirketlerin elde edeceği gelirin 30 milyon dolar civarında olacağını tahmin ediyor.

Sendika, özelleştirme sürecinin sadece ekonomik sonuçlarını değil, aynı zamanda sosyal ve etik boyutlarını da vurguluyor. Yüksek geçiş ücretleri, garanti ödemeleri ve özelleştirme nedeniyle ortaya çıkacak kamu zararı, halkın ulaşım hakkını engelleyebilir. Mevcut köprü ve otoyolların kamulaştırılması ve ulaşımın ücretsiz hale getirilmesi gerektiği savunuluyor. Sendika, bu kararın Türkiye’nin geleceğini satmak ve halkın sırtındaki yükü artırmak anlamına geldiğini, özelleştirmenin yağma ve talan düzenini temsil eden bir rejimle birlikte geldiğini ifade ediyor. Otoriter bir tavırla, ‘vatana ihanet’ suçlamasıyla karşı karşıya kalan dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘7 milyar dolar altındaki fiyatla özelleştirme vatana ihanettir’ sözünü hatırlatıyor ve bu rakamın yarısından daha az bir fiyatla varlıkların satılmasının, kamu kaynaklarının sömürülmesinin bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Sendika, kamusal varlıklara sahip çıkmanın ve halkın geleceğini korumanın önemini bir kez daha ortaya koyarak, özelleştirme kararına karşı güçlü bir duruş sergiliyor.