Ekonomi yönetiminin, Türkiye’deki kronik enflasyon sorununa çözüm arayışları, son zamanlarda farklı bir boyut kazanmış durumda. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, enflasyonun temel nedenini jeopolitik çatışmalara yükleyerek açıklamaları, Türkiye ekonomisindeki karmaşık tabloyu basitleştirmek tartışması yaratırken, ortaya çıkan veriler farklı bir hikaye anlatıyor. Enflasyon hedeflerindeki ardışık değişiklikler, yurttaşların yaşam standartlarındaki düşüşü ve yatırımcıların güvenini sarsmaya devam ediyor.
Resmi veriler, enflasyonun yükselişinin 2026 yılına kadar tamamen dışsal bir etki olmadığını, aksine uzun süredir devam eden yapısal sorunların bir sonucu olduğunu gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) raporlarına göre, 2024 yılının başlarında aylık enflasyon yüzde 4,84’e, yıllık enflasyon ise yüzde 30,65’e yükselmiş. Bu oranlar, fiyat artışlarının sadece savaşın etkisiyle değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sorunların bir sonucu olarak hızla tırmandığını ortaya koyuyor. Bu durum, enflasyon hedeflerindeki sürekli revizyonların, gerçek enflasyonun nedenlerini gizleme ve kamuoyunu yanıltma çabasının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Şubat ayındaki enflasyon verileri, dezenflasyon hedeflerine ulaşılmadığını daha da belirgin hale getirmiş. TÜİK’in verilerine göre, yıllık enflasyon yüzde 31,53’e ulaşırken, bu artış, enerji piyasalarındaki yükseliş ve iç talepteki artış gibi faktörlerle açıklanıyor. Hatta TÜİK’in hesaplamaları, fiyatların 1’inci günü ile 24’üncü günü arasındaki verileri esas aldığından, sıcak çatışmanın başladığı 28 Şubat sonrası yaşanan fiyat artışlarının da bu rakamlara yansıyarak enflasyonun daha da yükselmesine neden olduğu görülüyor. Bu durum, enflasyonun sadece dış etkilere değil, aynı zamanda iç dinamiklerin de etkili olduğunu gösteriyor.