Bir ölçüm cihazının, sadece ölçtüğü veriyi sunması beklenmez; aynı zamanda, o verinin gelecekte nasıl bir şekle bürünmesi gerektiğini de öngörmesi gerekir. Türkiye'nin PISA süreci, bu ilginç gerçeğin en belirgin örneğidir. Eğitim sistemimizi bir ‘gösterge’ olarak değil, bir ‘terbiye aracı’ olarak değerlendirmek, bu uzun yolculuğun temelini oluşturmuştur. Her dönemde aynı döngü tekrarlanmıştır: İlk önce puanlar, ardından gelen hayal kırıklıkları, nihayetinde ise ‘ülkemizin düzelmeyeceği’ şeklindeki karamsar öngörüler...

2025 yılındaki PISA sonuçları, tarihimizde bir dönüm noktası oluşturdu. Türkiye, fen bilimlerinde 494 puan, okuma alanında 472 puan ve matematikte 462 puanla OECD ortalamasının önüne geçerek, fende 15, okumada 18 ve matematikte 11 basamaklık bir sıçramayı başardı. Bu başarı, sadece ortalamanın üzerine çıkmakla sınırlı kalmadı. Fen bilimlerinde üst düzeyde performans gösteren öğrenci oranı, yüzde 4’ten 7,4’e yükselerek, OECD’nin genel ortalamasını geride bıraktı. Bu, eğitimde daha derin ve kalıcı bir ilerlemenin işaretidir.

Ancak bu yükseliş, bazı kesimler tarafından itirazlarla karşılandı. ‘OECD ortalaması da geriledi’ argümanı, fende 3, okumada 14 ve matematikte 9 puanın azalmasını göz ardı etmektedir. Türkiye'nin kazancı, sadece bu kaybın telafi edilmesiyle sınırlı değildir; aynı zamanda, mutlak puanlar da artmıştır. Fende 18, okumada 16 ve matematikte 8 puanlık bir iyileşme, Türkiye’nin eğitimdeki etkinliğinin artışını göstermektedir. Bu durum, üç alanda birden en çok puan artışı sağlayan ülke olarak Türkiye’nin ortaya çıkışını işaret etmektedir. Almanya ise, 2001 yılında ‘PISA-Schock’ kavramını yaratarak sistemini yeniden inşa etmeye başladığından beri iniş trendinde yer almaktadır.

Bu başarının arkasında yatan temel neden, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ndeki değişimlerdir. Müfredat, yüzde 35 oranında sadeleştirilmiş, ezberin yerini beceriye bırakmış ve kavram düzeyinde bir öğrenme yaklaşımı benimsenmiştir. ‘Coğrafi Keşifler’ yerine ‘Sömürgeciliğin Başlangıcı’, ‘Haçlı Seferleri’ yerine ‘Haçlı Saldırıları’ gibi önemli tarihsel olayların yeniden yorumlanması, öğrencilere farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Bu yaklaşım, öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesine ve dünyayı farklı bir perspektiften görmesine yardımcı olmaktadır. Bu durum, pozitif bilimlerin zayıflatılmasına yönelik endişeleri de ortadan kaldırmıştır. Çünkü, sorgulamayacağı söylenen çocuklar, tam da sorgulanmayı öngören bir testte yükselerek, eğitimde yeni bir paradigmaya imza atmıştır. Özetle, PISA'da elde edilen başarı, sadece bir puan artışı değil, aynı zamanda, eğitimde yeni bir vizyonun doğuşunu simgeliyor.